29 Eylül 2014 Pazartesi

Hamilelikte 26. Hafta: Yalancı Kasılmalarla Tanışma

Posted by telvin on 02:02 with No comments
Kasılmanın olduğu gün - Pilatesle rahatlamaya çalışıyorum
Eşim bu hafta yurt dışında, geçtiğimiz Pazar gününden beri bebeğim ile baş başayız. Gündüzler iş yerinde büyük bir hızla akıp gidiyor zaten. Salı ve Perşembe akşamları da düzenli devam ettiğim 'Hamile Pilatesi' dersindeydim. Geriye kalan günler eve gelip bir şeyler yemek ve film izlemekle geçti.

Havanın soğuması kışlıkları çıkarmanın vaktinin geldiğini gösteriyordu ve ben de öyle yaptım. Ayrıca bebeğin eşyalarını koyacağımız dolabın içindekileri boşalttım ve dolabı temizledim. Geri kalan zamanda da uzandım ve bebeğimi dinledim, onunla konuştum. Hatta bir akşam canım melemen istemişti, pişirirken ona da tarifini anlattım, lezzeti sevmiş olacak ki, yemekten sonra bol bol kıpırdadı.

Çok iyi giden haftanın nazar boncuğu Perşembe günü oldu. O gün öğleden sonra birden karnımda bir gerilme ve kasılma başladı. Bu haftalarda bunun doğal olduğunu biliyorum, Braxton - Hicks kasılmaları, nam-ı diğer yalancı doğuma hazırlık kasılmaları bunlar. Bu kasılmalar düzenli aralıklarla olmadığı sürece tehlike arz etmeyen, anne adayını ve rahimi doğuma hazırlayan kasılmalar. Fakat aradan bir iki saat geçmesine rağmen karnımdaki gerginlik aynen devam etti. Akşamında pilatese gidecektim ve egzersiz yapmanın beni rahatlatacağını düşünüyordum. Pilates hocamız her zamanki gibi egzersiz öncesi sohbete başladı ve nasıl olduğumuzu sordu. Ben durumumu anlatınca karnımı kontrol etti ve bebeğin çok yukarıda ve önde durduğunu; beni rahatsız edenin bu olduğunu söyledi. Gerçekten de bebeğim göbeğimin üstüne asılmış ve ön tarafa dayanmış bir şekilde duruyordu ve keyfi yerinde olacak ki saatlerdir o şekilde takılıyordu. Ertesi sabah biraz daha rahatlamış uyandım ancak bizimki öğleden sonra eski yerine yerleşti ve annesinin karnını bir güzel gerdi. Sanırım bu sefer öyle bir yere baskı yaptı ki, hiç kırgınlığım, soğuk algınlığım v.s. olmamasına rağmen akşam bir-iki saat yüzüm ve ellerim alev alev yandı. Bende uyku bizim ilacımız diyerek erkenden yattım. Hem ben yattıktan sonra uzun bir süre, hem de sabah uyanır uyanmaz uzun bir süre hareket etti. Gittikçe güçlendiğini hissediyorum, büyüdüğünü, hareket alanının kısıtlandığını. Bazen karnıma öyle bir dayanıyor ki, sırtı veya bacağı (henüz çok ayırt edemiyorum) dışarıdan görünüyor. Doktora geçen haftaki muayenede bunun normal olup olmadığını sordum, o da fazla kilo almadığım için böyle rahat hissedebildiğimi (ki kendisinden bir buçuk ay önce hamileliğimin ilk aylarına göre fazla kilo aldığım için azar işitmiştim:) ) söyledi.

26. haftanın kapanışını çok sevdiğim dört arkadaşımla harika bir gün geçirerek yaptım. Eşim yurt dışındaydı Önce Ayten Usta'da güzel bir kahvaltı ettik, - tabii aralarında en iştahlıları bendim - sonra kahve içmeye gittik, alışveriş yaptık ve akşamında da sinemaya gittik. Romantik komediydi - Aşka Dair- Sanırım hormonlarımın da etkisiyle ben pek eğlendim, kızlar biraz sıkıldı. Sonra da beni bıraktılar, geriye geçirilmiş uzun, güzel bir günün anısı kaldı.
Bugün itibarı ile 27. haftaya başlıyoruz, diğer bir deyişle 3. trimester başlıyor. Bu son dönemeçte bebeğimin hızla kilo alacağını, büyüyeceğini, dünyaya uyum sağlamak için son hazırlıklarını yapacağını biliyorum. Umarım bugüne kadar olduğu gibi her anına şükrettiğim güzel bir süreç olur ve ikimizde sağlıkla 40. haftada buluşuruz. Seni seviyorum bebeğim:)











26 Eylül 2014 Cuma

Mutlu Hamilelik Ama Nasıl?

Posted by telvin on 06:04 with No comments

Çocuk psikoloğu olan bir arkadaşımla hamileliğimin daha başlarındayken fetal psikoloji (cenin psikolojisi) üzerine konuşmuştuk. Kendisi yurt dışında bu konuyla ilgili ciddi araştırmalar yapıldığından, annenin psikolojisinin bebek üzerinde önemli etkisi olduğu üzerine önemli veriler elde edildiğinden bahsetmişti. İşin bilimsel boyutunu bilemem ama özellikle bebeğin içimdeki hareketlerini hissettikten, varlığını tam olarak benimsedikten sonra anladım ki, bebek içerideyken her şeyden bihaber, bireysellikten uzak biri değil. Yaşantımdaki olaylara tepki vermeye, kendini rahatsız hissettiği anlarda beni uyarmaya (sağıma yatmama hiç izin vermiyor mesela, hemen tepinmeye başlıyor:) ) güzel bir müzik duyduğunda sakin sakin dinlemeye başlayan haftalar geçtikçe dış dünyanın etkilerinden haberdar olan gerçek bir birey.

Nasıl benim yediğim, içtiğim şeylerden doğrudan etkileniyorsa, nasıl ben sağlıksız besleniyor olsam, sigara - alkol alkol kullansam bundan kötü bir şekilde etkileneceği kesinse; benim yaşadığım bütün duygusal iniş-çıkışların, mutlulu anlarımın veya üzüntülerimin de aynı şekilde ona yansıyacağı kesin. Dediğim gibi bunları bilimsel bir veriye dayanarak yazmıyorum, bu sadece içsel bir his. Cenin psikolojisi ile ilgili yaptığım aramada aşağıda bir kısmını alıntıladığım Psk. Dr. Yaşar Kuru'ya ait bir yazıya ulaştım. 'Annenin duygusal dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun - ceninin - da aynı olaylarla şekillenmektedir' diyor Dr. Kuru. Bu yüzden her şeyden önce bebeğimin hayatına etki ettiğine inandığım duygu dünyamın olabildiğince dengeli, mutluluk ve huzurla çevrili olmasını önemsiyorum.

Doğum Öncesi Bebek Pedagojisi

Anne karnında çok iyi korunan bebek, dış etkilerden bütünüyle uzak kalamamaktadır. Mesela, anneler yorgun olduklarında, karnındaki bebeğin hareketlerinin arttığını tecrübeleriyle bilmektedirler. Ayrıca bu durum, kontrollü bir biçimde deneysel olarak da belirlenmiştir. Annelerin merdiven çıkmasından yada sigara içmesinden sonra, bebeğin kalp atışları hızlanmaktadır.

Anne heyecanlanıp üzülünce, korkunca; faaliyete geçen iç salgı bezleri kana karışmakta, kana karışan bu salgılar, çocuk ile anne arasındaki sıvı yolu ile çocuğa ulaşmaktadır. Bu şekilde, henüz anne karnındaki bebeğin, anneyi etkileyen tüm faktörlerden etkilendiğini bilmiş oluyoruz.

Hamilelik süresince annenin maruz kaldığı anksiyetelerin, streslerin; çocuk doğduktan sonra çocuğu, birçok hastalıklara karşı dirençsiz bıraktığını araştırmalardan öğreniyoruz.

Çocuğun karakterinin köşe taşları, hamilelikte ve anne adayının haberi olmaksızın yerlerine oturur.

******

 "Cenin Psikolojisi"nin Anlamı

Cenin psikolojisi; "anne karnındaki embriyonun [ceninin], anne vasıtasıyla yaşadığı psikolojiye verilen isimdir. Kısaca diyebiliriz ki, hamililik süresince bir anne, ne ile meşgul oluyorsa, duygu dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun -ceninin- da duygu dünyası aynı olaylarla şekillenmektedir.

Eğer anne, korku nöbetleriyle hamileliğini geçirmişse, muhtemeldir ki, doğacak çocukta da bu korku nöbetlerinin izleri bir "ömür boyu" devam edip gidecektir. Yada, çok karşılaşılan başka bir durum da, "istenmeyen" hamileliği mecburi olarak yaşayan bir annenin ruh halidir.


Yazının tamamını okumak isterseniz: http://www.batitrakya.org/kose-yazilari/yasar-kuru/dogum-oncesi-bebek-pedagojisi.html

Mutlu Hamile Olmak!

Dokuz ay on gün süren hamilelik döneminde; bütün bu süre boyunca; aile, akraba, arkadaşlar, iş arkadaşları ve daha birçok sosyal ortamla çevriliyoruz. En başta hormonlarımız bizi ele geçiriyor. Dış etkilere çok daha açık hale geliyoruz. Başta eşimiz olmak üzere söylenenlerden, yapılanlardan daha kolay etkilenebiliyoruz. Belki evliliğin kötü bir evresindeyiz, belki eşimiz bize asla yardımcı olmuyor, kayınvalidemiz her görüşmemizde psikolojimizi alaşağı ediyor, iş yerinde bırakın konuşmayı gördüğümüz anda saçlarımızı diken diken eden insanlar var, patronumuz veya işgüzar müdürümüz anlayışsızlık ve kabalık konusunda oskarlık performans sergiliyor, her konuşmasında negatiflik akan, tüm enerjimizi sömüren duygusal vampirlerle çevriliyiz, üstüne bir de hamileliğimizle ile ilgili yorum yapmayı görev edinmiş işgüzar akraba, komşu ya da yolda karşılaştığımız yabancılar var. Ve ne mümkün ki başımızdan birer cam faunus geçirip; 9 ayı tüm bunlardan izole bir biçimde geçirebilelim.

Ben Neler Yapıyorum?

1) İçimdeki bebeği seviyorum. Sanırım her şey bununla başlıyor. Çünkü onu ne zaman düşünsem veya hareketlerini hissetsem sıcacık bir duygu oluşuyor. Burada o benden değil, ben ondan besleniyorum. Hem de bolca:)

2) Beni geren insanlardan uzak durmaya çalışıyorum, konuşabildiklerimle konuşuyor, onları uyarıyorum. (Şimdiye kadar bunu iki kere yaptım ve hiç pişman değilim.)

3)  Hamile Pilatesi'ne gidiyorum. Sporun nefes açma, esneme, egzersiz yapmış olma gibi bir çok faydası var. Ama asıl önemli olan benim gibi hamile olanlarla bir arada olmak, aynı dili konuşmak, sıkıntıları paylaşmak. Bu çok özel çünkü; dünyada yalnız olmadığını bilmek kadar değerli bir şey yoktur bence.

4) Daha önce sigara tiryakisi olmadığım için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Aklımın köşesinde yer eden, içemediğim için beni huzursuz eden bir alışkanlığım yok. Sigara kullanan bir çok arkadaşım hamile kalırlarsa ne yapacakları konusunda çok huzursuz, bende değişen hormonlardan; bebeğin getirdiği mutluluktan bahsederek önceliklerinin değişeceğine onları ikna etmeye çalışıyorum.

5) Kendimi kısıtlamamaya çalışıyorum, bahsettiğim sınırsız yemek değil tabii:) Arkadaşlarımla görüşme, eşimle iyi vakit geçirme, kendimi kimseye karşı bir şeylere mecbur hissetmeme, dinlenme fırsatlarını değerlendirme ve daha dolu bir sürü şey. 'Hayat bunu yapmalıyım, bunu da yapmalıyım, süper olmalı, her şeye yetişmeliyim' lerle geçmiyor.

6) Tabii her şey bende bitmiyor, her şeyden önce iki kişilik bir durum hamilelik. Eşim de bunun farkında ve destek. Sıkıntıya düştüğüm anlarda onunla konuşuyorum ve desteğini istiyorum. Yanınızda hayatı sizin için kolaylaştıran birinin olması paha biçilemez.


25 Eylül 2014 Perşembe

Düşmanlar Çatlasın Ama Göbekler Asla!

Posted by telvin on 03:26 with No comments

Hamilelik dönemi her anıyla güzel. Hatta ağrısı, sızısı, endişeleri, korkuları ile bile. (Tabii bunu altı ayını yeni doldurmuş bir hamile olarak söylüyorum, son üç ay çok zor geçiyormuş, bakalım yaşayıp göreceğiz)

Hamilelik sadece bebeğin oluşumuyla ilgili bir süreç değil elbette. Kadın olarak bir bebeği yeni bir hayata hazırlamak için vücudumuzda oluşan bir çok değişimle de yüzleşmemiz ve başa çıkmaya çalışmamız gerekiyor. Hamilelik çok büyük bir oranda gelecekle ilgili endişelerin tavan yaptığı bir süreç olsa da, bir kadın olarak estetik kaygılarımızda işin içine girer.

Hamilelikte kendimizle ilgili merak ettiğimiz başlıca soru(n)lar:

  • Hamilelikte alınan kilolar nasıl verilir?
  • Hamilelikte ciltte oluşan lekeler daha sonra geçer mi?
  • Hamilelikte büyüyen göğüslerim doğumdan sonra sarkar mı?
  • Hamilelikte vücudumun şekli ne kadar değişir? Doğumdan sonra düzelir mi?
  • Hamilelikte göbek çatlakları nasıl oluşur? Kurtulma şansım var mı?


Bu kaygıların hepsinden az ya da çok bende de var. Ancak son madde yani 'hamilelik çatlakları' en az etkide bulunabileceğim konu bence. Kilo fazlası doğumdan sonra azimle verilebilir, hamilelikte oluşan cilt lekeleri çoğunlukla doğumdan sonra geçiyormuş (henüz bende oluşmadı), vücut şeklimizi bir şekilde spor, pilates v.s ile düzenleyebiliriz ama ya çatlaklar!Cerrahi estetik müdahale gibi çözümler var elbette, ama bir çok kadın böyle bir müdahaleyi tercih etmeyebilir.

Yedinci ayıma girdiğim bu günlere kadar ben neler yaptım hamilelik çatlakları ile mücadele için:

1) Son üç-dört aydır mevsim zaten yazdı ve ben kendimden beklemediğim bir performansla bol su içtim.

2) Göbeğim hamileliğimin daha en başında belirginleşmeye başladı. Bende sabah akşam ya Bebanthol Çatlak Önleyici Krem ya badem yağı ya da kako yağı sürdüm. Belli bir düzenim yok. O an canım hangisinden sürmek istiyorsa onu kullanıyorum. Özellikle duştan sonra hala ıslakken badem yağı sürmenizi öneriririm. Saatler sonra bile cildiniz yumuşacık oluyor.

3) Satıcı, tatlı badem yağının tüylenme yapabileceği konusunda beni uyarmıştı. Ama ben yinede aldım. Hem sabah akşam kullanmıyorum hem de verdiği nem hissi ve koruyuculuğuna güveniyorum.

4) Elimdeki malzemelerin hangisini uygularsam uygulayayım sadece göbeğime çalışmıyorum. Ellerimin uzanabildiği kadar sırt kısmıma, göbeğimin alt kısmı ile üst bacağıma da sürüyorum. Sadece göbek büyüyor gibi görünse de; aslında vücudumuzun hemen her yeri geriliyor. Bu yüzden karın dışındaki bölgeleri de ihmal etmemek gerekiyor.

Bugün itibarı ile son durum hiç çatlak oluşumu yok, ancak önümde daha üç ay olduğunu düşününce sonuca varmak için çok erken olduğu bir gerçek:)

23 Eylül 2014 Salı

Hamilelikte 25. Hafta: Şeker Yüklemesi Üzerine Kahvaltı Yüklemesi!

Posted by telvin on 03:08 with No comments
Ayten Usta - Eskişehir
Geçtiğimiz hafta hamileliğimin 25. haftasıydı ve benim cumartesi günü şeker yüklemem yapıldı. Daha önce forumlarda okuduğum kadarıyla hem şekerli suyun bayıcı tadı, hem de iki saat sürmesi dolayısıyla pek çok kişi şeker yüklemesinden kötü bir deneyim olarak bahsediyor.

Ben de aklımın bir köşesinde okuduklarımın oluşturduğu bir ön yargıyla gittim hastaneye. Öncesinde doktorumuzla randevumuz vardı. Ayrıntılı USG raporunu değerlendirdi, daha önce telefonla görüşmüştük zaten. O zaman da bu bulgunun tek başına önemli olmadığını söylemişti. Kısa bir sohbetten sonra USG'ye geçtik. Bana göre uzun bir aradan sonra bebeğimi göreceğim için çok heyecanlıydım.

Doktor önce bebeğin pozisyonunu tarif etti ki inanın ben anlamadım içeride o an nasıl durduğunu. Yanağına elini dayayıp keyif çattığı için yüzünü de göremedik beyimizin.  Kilosu 1018 gr, boyu 35 cm olmuş. Doktor şeker yüklemesi ile birlikte kan sayımı ve idrar testi de istedi.

Aşağıya indik, kan alınması için koltuğa oturduğumda hemşire elinde iki küçük plastik bardak dolusu şekerli suyla geldi. Önce parmağımdan bir damla kan aldı. Şekerimin şeker testi için uygun olup olmadığını ölçtü. Sonra kanımı aldı, bir saat hiç bir şey yemeden, içmeden, hastaneden hiç bir yere ayrılmadan beklememi söyledi. Bizde eşimle hastanenin kafeterya kısmına çıktık ve beklemeye başladık. Böylece önce birinci saat, sonra ikinci saat sonunda kan verdim.

Hamilelik İçin Şeker Yüklemesi İzlenimleri:

1) Herkesin yapısı farklıdır muhakkak ama gerçekten de okuduğum gibi kötü bir deneyim olmadı yükleme. İki saat boyunca acıkma, bulantı v.s. hissetmeden zaman geçirdim. Arkadaşlarımla telefonlaştım, eşimle sohbet ettim, kitap okudum.

2) Her hastanede farklı mıdır bilmiyorum ama Eskişehir Acıbadem'de limonata olarak veriyorlar. İçerken zorlanmadım, içtikten sonra da bulantı, baygınlık hissi v.s. olmadı.

3) Hastane dışına çıkmanıza kesinlikle izin verilmiyor. Sanırım bayılma gibi bir durum olursa anında müdahale etmek için.

4) İki kere sol, bir kere de sağ kolumdan kan alındı. Siz her seferinde iğne ile muhattap olmak istemiyorsanız ilk kan alınırken damar yolu açtırabilirsiniz. Karar sizin.

2. saatin sonuna doğru eşimle önemli! bir karar vermemiz gerekiyordu. Ne yiyecektik:) O da sabahtan beri bir şey yememiş, beraber yiyelim diye beklemişti. Öğle saatlerine girdiğimiz için o iskender yemek istiyordu, kahvaltı delisi olan ben ise uzun zamandır gitmek istediğim Ayten Usta'da kahvaltı etmek.

Bu arada bebeğimiz içeride kıpır kıpırdı, ona da fikrini soralım dedik:) İskenderciye mi gidelim dediğimizde tekmeliyor, kahvaltı deyince duruyordu. Yani tam babasının oğlu... Tabii ki ben iki saattir kan verdiğim, aç kaldığım! için kahvaltıcıya gitmeyi istediğimde baba-oğul dayanışması işe yaramadı ve son kanı verdikten sonra Ayten Usta'da kahvaltı yüklemesi yapmak üzere yola çıktık...








Hamilelik ve Arkadaşlar - 2 -

Posted by telvin on 00:07 with No comments


Benim için arkadaşlarım daima çok önemli oldu. Bunda tek çocuk olarak büyümemin önemli bir etkisi olabilir büyük ihtimalle. Bu durum evlendikten sonra da geçerliliğini korudu benim için. Ne olacak ben evlendim, şimdi de çocuk geliyor hayatım zaten ta en dipten değişiyor diye düşünüp arkadaşlarına arkasını dönenlerden olmadığımı ve bundan sonra da olmayacağımı düşünüyorum. 

Benim böyle bir arkadaşım var mesela; çok ama çok severim kendisini ancak, tanıdığımdan beri hayatının her sorumluluğunu en uçta ve ciddi bir biçimde ele alır ve şimdi de bir çocuğu var. Tahmin edersiniz ki; işin bu kısmını da en uçta yaşıyor ve çocuğuna bütün sorumluluğu ile tapıyor. Bunun neresi yanlış diyebilirsiniz; elbette ki hayatımızın merkezinde eş ve çocuklarımız var, bebeğimin rahmime düştüğünü öğrendiğim günden itibaren hayatımı ona göre yönlendiriyorum, yeme, içme, sosyal hayat, hepsi... Fakat bir yandan da kendi hayatımızı yaşamayı ve kendimizi gerçekleştirmeyi unutmamamız gerekiyor. Ve özellikle kadınlar (toplumun kendilerine biçtiği onlarca rolden dolayı) bundan çoktan vazgeçiyor. Neyse konuyu saptırmaya başladım, arkadaşlara döneyim:)

Evlilik, çocuk v.s. gibi olayları henüz gündemine almamış arkadaşlarınızdan hiç kimse büyük bir empati kurmasını, sizinle birlikte aynı heyecanı yaşamasını bekleyemez. Hayatın farklı noktalarına doğru yol alıyor olsak da arkadaşlıklarımızdan birbirimizi anlayabileceğimiz ve önemsendiğimizi hissettiğimiz ortak yollar bulmayı bekleriz. Ancak bir türlü ortak noktada kesişemediğim bir arkadaşım var; bu arkadaşım farklı bir şehirde yaşıyor ve hayatının önemli bir geçiş noktasındaydı. Beni gün aşırı arıyordu ve olayları anlatarak fikir ve önerilerimi alıyordu. Hayhay, büyük bir keyif ve dostlukla kendisine o telefon konuşmaları boyunca tüm enerjimi veriyordum. Telefonu onun rahatlamış bir şekilde kapaması beni de mutlu ediyordu. Sonra bir gün fark ettim ki bu arkadaşım sadece ve sadece kendinden bahsediyor, bir gün gaz, öbür gün bel ağrısı, ertesi gün hormonlarımın ayaklanması ile duygusal anlar yaşayan benim hal ve hatırımı doğru düzgün sormuyor, bebekle paylaştığım mutlu anlarla veya endişelerimle ilgili hiç bir şeyi merak dahi etmiyordu. Elbette ki evlilik, çocuk v.s. gibi olayları henüz gündemine almamış arkadaşlardan hiç kimse büyük bir empati kurmasını, sizinle birlikte aynı heyecanı yaşamasını bekleyemez. Ancak her görüşmede (ister telefon, ister bir yerde kahve içme) sadece kendisini anlatan, nasılsın diye dahi sormayan, senin hayatının baş rolünde olan gelişmeleri önemsemeyen biriyle ne kadar sağlıklı bir ilişki yürütülebilir sizce? Hepimiz aile, akraba, arkadaş, iş arkadaşları, komşular ile çevrelenmiş durumdayız. Herkes birbirinden farklı ve bize verdikleri enerji de doğal olarak çok farklı. Bence özellikle hamilelik gibi çok özel bir dönemde kimlerle yola devam edeceğimize net bir şekilde karar verip bunu uygulayabilmeliyiz. Hani mevsim geçişleri bize bahar temizliği fırsatı verir ve eskileri ayıklarız ya, işte bu özel dönemde bize hayatımıza sıkıntı veren, tozlu, negatif insanları ayıklama fırsatı vermeli...

18 Eylül 2014 Perşembe

Hamilelik Göbeği Kamu Malı mı?

Posted by telvin on 01:41 with No comments


Dışarı çıkacağımız zaman, işe gideceğimiz zaman, arkadaşlarımızla buluşacağımız da süslenir, püslenir, giyimimize kuşamımıza özen gösteririz. Çünkü içgüdüsel olarak hepimiz beğenilmek isteriz (özellikle hemcinslerimiz tarafından).

Peki hamile kalınca? Daha doğrusu dördüncü aydan sonra her gün büyüyen bir göbeğe sahip olunca. Bakımlı olmaya devam etmek, kendini iyi hissetmek adına önemini sürdüyor ki; bu ayrı bir blog konusu. Benim bahsettiğim karşı tarafın bakışları. Yolda yürürken, bir yerde otururken gözlerini sizden daha doğrusu göbeğinizden ayırmayan insanlar. Kızsan mı, gururlansan mı yoksa gidip göbeğini o kişinin burnuna dayayıp 'buna mı bakmıştın teyze!' diye çıkışsan mı?

Özellikle karın büyüyünce bu dikkat çelicilerle mutlaka günde birkaç defa karşılaşıyorsunuz. Kaçış yok, tabii kendinizi eve kapamadığınız sürece. Eminim her hamilenin bu minik tacizlere tepkisi farklı oluyordur. Kimisi kamburunu çıkarıp göbeğini kamufle etmeye çalışıyordur ki çok yazık çünkü omuzlarınızı öne doğru eğmek bebeğinizin aşağıda sıkışması ve bel ve sırt ağrısına açık davetiye çıkarmak demek. Kimi ise daha çok gerinerek dolaşıyordur. Ben yavaş ve olabildiğince dik yürümeye çalışıyorum. Özellikle hamile pilatesine başladıktan ve duruş pozisyonunun bebek ve benim için önemini kavradıktan sonra. 

Birde göbeğinizi kamu malı olarak kabul edip, hayatınızda ilk kez karşılaşmanıza rağmen hakkınızda yorum yapanlar, size önerilerde bulunanlar (ki bir tanesi aynen şöyleydi: Ben hamileliğimde her akşam ballı süt içtim, dört buçuk kilo doğurdum, sende öyle yap. demişti biri. Ben de boş bakışlarla karşılamıştım sözlerini. Elbette bebeğimin beslenmesi dünyadaki her şeyden önemli ama bu onu daha karnımdayken bir obez yapmak isteyeceğim anlamına gelmiyor değil mi? ) bir de teklifsizce göbeğinize dokunanlar. Sevdiklerimden, arkadaşlarımdan bahsetmiyorum tabii burada. Hatta bebek tekmelediği zamanlarda yanımda hangi arkadaşım varsa elini tutup kendim koyuyorum, bu çok güzel anları onlarla paylaşmayı çok seviyorum. Ama yine de yabancı insanların bakışlarından, yorumlarından ve en kötüsü dokunmalarından hiç hoşlanmıyorum. Umarım bir gün toplum olarak hamilelerin kamu malı olmadığını öğreniriz.


17 Eylül 2014 Çarşamba

Çift Kişilik Uyuyorum Ben!

Posted by telvin on 06:44 with No comments


Bu sabah eşim erken uyanmama neden oldu ben de kendisine ''neden beni uyutmuyorsun, çift kişilik uyuyorum ben'' dedim. Tabii kandıramadım ve o çift kişilik yemek olmasın, bebek içeride istediği kadar uyuyor zaten dedi. Tamam haklı ama hamileliğin özellikle ilk aylarında neredeyse yatakla yapışık yaşamak istememizin nedenini sadece değişen hormonlara bağlamak büyük haksızlık değil mi? Uyumak ve yine uyumak istiyorum ve biliyorum ki bebeğimle ikimizin buna çok ihtiyacı var. 

Zaten uykuyu seven biri olarak hamilelik, uyku aşkını daha bir artırdı bende. Uyumak isteğimi asla bastıramıyorum, gece saat dokuz olduğunda dahi uykuya dalabilir, sabaha kadar uyuyabilirim. (Tabii sık sık tuvalete gitmek için kalktığım anlar hariç...) Gündüz uykusu derseniz, hafta sonu evde hafta içi iş yerimde hangi ara fırsat bulsam da biraz kestirsem diye fırsat kolluyorum.

Hamilelikte Uyku Pozisyonları

Hamileliğimin henüz dördüncü ayıydı, tatilde gün içinde nasıl yorulduysam artık, göbeğimin izin verdiği son sınırda sağıma iyice yaslanıp uyuyakalmıştım. Bir saat sonra uyandığımda rahmimin acıdığını hissetmiş, en kötüsü de bebeği sıkıştırdım diye çok korkmuştum. 

Hamilelikte genellikle sola yatmanın en iyi pozisyon olduğunu söylüyor uzmanlar. Özellikle ilerleyen aylarda sırtüstü yatmak imkansız ve üstelik anne adayı için zararlı.Eh yüzüstü yatma şıkkını hamile olduğumu öğrendiğim ilk andan itibaren elemiştim zaten. 

Uzun hamilelik gecelerinde uyku için hamile yastığı öneriliyor. Ben almadım, ama göbeğim büyüdüğünden beri en az üç yastıkla uyumayı sürdürüyorum. İnce ve küçük olanı bacaklarımın baldır kısmının arasına sıkıştırıyorum. İnanın ister sağa ister sola dönerek uyuyun, en rahatlatıcı ve dinlendirici olan böyle bir yastığı bacaklarınızın arasına sıkıştırmak. 

Ayrıca kendinizi yorgun hissettiğiniz veya vücudunuz ödem yaptığında da uzmanlar sola yatarak dinlenmeyi öneriyor. Dinlenirken bacaklarınızın arasına bir yastık sıkıştırırsanız hemen rahatladığınızı görebilirsiniz.  

Uyumak, dinlenmek, kendini iyi hissetmek, moralli olmak, çevrenizde pozitif insanların olması, değer verildiğinizi hissetmek, güzel beslenmek hepsi bir hamile için olmazsa olmaz ihtiyaçlar. Kendinizden esirgemeyiniz efendim...






12 Eylül 2014 Cuma

Hamilelikte 24. Hafta: Hamile Kıyafetinde Seçenekler Çok Az!

Posted by telvin on 00:05 with No comments


Hamileliğimin 24. haftasındayım. Bugüne kadar aldığım tek hamile kıyafeti bir adet hamile pantolonu oldu. O da sağ olsun kayınvalidemin hediyesi:) Aslında hamileliğimin ilk günlerinde büyük bir hızla kilo aldım ve çok sevdiğim dar pantolonlarıma, tişörtlerimin bir çoğuna çabuk veda ettim. O dönem kış mevsiminin sonuna rastladığı için önce kışlıkları kaldırdım, sonra da göbek kısmı sıkan etekleri. Öyle ki; gardrobun bana ait olan bölmesinde her geçen gün bir eksilme oldu. Ancak hem yaptığımız uzun tatil hemde dolapta kalan diğer kıyafetlerimle yaz sonuna kadar idare edebildim. Ama Eskişehir yazı kısa ve acımasızdır. Eylül ayı geldi mi o tatlı yaz sabahları ve serin geceler birer buzlu limonataya dönüşür. Şu an tam bir mevsimsel geçiş dönemindeyiz ve çok daha az kıyafetim üzerime olmasına rağmen artık yazlık bir şeyler almak istemiyorum. 

Gezdiğim hamile reyonu olan mağazalarda şimdiye kadar bir tek üst kıyafet dahi beğenmedim. Gömlekler deseniz üstü dar altı çuval gibi, tişörtlerin üzerinde komik görünen bebek resimleri, (açıkçası kocaman olmuş, her halinizden hamile olduğunuz belli olan bir göbeğin üzerine bir de bebek resmi olan kıyafeti kondurmak bana hiç sıcak gelmiyor.) ve hiç beğenmediğim kıyafetler. Zaten seçenek o kadar az ki, eskiden saatler süren alışveriş gezileri on dakikada bitecek gibi. Bu yüzden üst olarak sevdiğim markaların biraz büyük bedenlerinden kazak, hırka ve hatta mümkün olursa gömlek almayı düşünüyorum.

Ve mutlaka hamile pijaması, hamile eşofmanı alışverişi yapmalıyım. Yaz, gecelik ve şortla geçiştiriliyor ama kış kalın ve sıcak kumaşlar istiyor. Dün akşam eşimin bir pijamasının içine girmeye çalışıyordum, hani şu önden düğmeli, uzun kollu gömlek gibi olanlardan... Göbek kısmında düğmeler biraz zor kavuşsa da şimdilik rahat ettim. Uzun kollu ve sıcak. Tabii bu gömleğinde ömrünün bir kaç hafta olacağı şimdiden belli. Örneğin 26. haftada bir sabah göbek kısmındaki düğmelerden birini yatağın içinde kaybetmiş olarak uyanabiliriz. Neyse zaten o zamana kadar battal boy bir-iki pijama edinmiş olurum:) 

8 Eylül 2014 Pazartesi

Ne Yer, Ne İçer Bu Hamileler?

Posted by telvin on 05:33 with No comments

Bu konuda elbette bir otorite değilim, internette çok yazı okudum, hatta eşim bu konuda bir kitap aldı. Sağlıklı ve düzenli beslenmek adına neler yapmalı, neler yapmamalıyım. Yediğim-içtiğim şeylerin hangisi bebeğe yararlı olur?

Araştırmak ve okumakta büyük fayda var ama inanın bana içgüdüsel olarak doğruyu ve yanlışı çok iyi biliyoruz zaten. Alkol, kafein ve sigaradan uzak durmamız gerektiğini, dışarıda yediğimiz her zararlı yiyeceğin bize olduğu kadar bebeğe de zarar vereceğini, aşırı kilo almamamız gerektiğini, çift kişilik yiyorum diyerek dünyaları yemeyi kendimize hak görmenin kocaman bir kandırmaca olduğunu, ara öğün yemenin önemini.

Dokuz ay uzun bir süre olmasa da günlük hayatın içinde canımızın istediğini yapmak, yeme, içme ve hareket konusunda kendimizi kısıtlanmış hissetmemek çok önemli bence. O yüzden bir denge kurmayı deneyebiliriz. O an canım bir pizza yemek istediyse afiyetle yiyip, akşam sebze ve ızgara ile günü kapamak gibi.

Çalışan Hamileler

Çalışan hamileler için durum daha da zor tabii, ama bu konuda da yapılabilecek çok şey var. Kimse her sabah köşedeki pastaneden alınmış poğaçayı yemeye mahkum değil!

Sabah altı buçukta yollara dökülüyorum, kahvaltı ancak hafta sonları ulaşılabilecek bir fantezi diyenler vardır elbette. Bunun için yine kendimden yola çıkarak bir örnek vereceğim: Her sabah yumurta, peynir, domates, tahıllı ekmek tüketmem gerektiğini biliyor muyum? Evet. O zaman bunu ya evde ya da iş yerinde sabahın ilk saatlerinde halletmem gerekiyor.

Hafta içi her sabah uyanıyorum ve daha yüzümü yıkamadan haşlanmak üzere bir yumurtayı ocağa koyuyorum. Sonrası bir buzdolabı poşetine evdeki peynirlerden, zeytinden birer porsiyon koymak. Ve evde bulunan kepekli ya da çavdarlı ekmekten bir dilim alıyorum.

Elbette iş yerinin fiziki koşulları önemli. Bizim mutfağımız var ve ben gelince evde hazırladıklarımla bir kahvaltı tabağı hazırlayıp masama geçebiliyorum. Tabii her şeyi o kadar da dört dörtlük yaptığımı iddia etmiyorum, örneğin süt içmem gerekirken kahvaltıda ben açık 1-2 bardak çayı yuvarlamayı tercih ediyorum. Sütü ise ara öğün olarak hüpletiyorum ne yapayım:)

Hamilelikte Ara Öğünler

Ara öğünler içinse en güzeli mevsimlik meyvelerden tüketmek. Bunu yaptığınızda kendiniz ve bebeğiniz için gerçekten iyi bir şey yaptığınızı hissediyorsunuz. 

Benim için önemli bir şansta; bence bu gerçekten bir şans; tatlıdan tamamen soğumuş olmak. Bir de ye tatlıyı, doğur Hakkıyı derler:) Gelin görün ki, bizim Hakkı tatlıyı hiç sevmiyor, inanın iki yudum bir şey yedikten sonra (çikolata da dahil) saman yiyormuşum gibi hissediyorum.

Burada hamile pilatesi hocamız sevgili Duygu hanımın bir cümlesine yer vermeden geçemeyeceğim... 'Siz hamileliğiniz boyunca hep kendi canınızın istediğini yediğinizi sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Aslında bebeğiniz ne isterse onu yiyorsunuz.' Bence haklı, hamile kalmadan önce kendimi hamile olarak düşündüğümde, gelsin baklavalar, gitsin dondurmalar biçiminde 9 ay geçiririm diye düşünüyordum. Ancak koca bir yaz geçti ve tek bir dondurma dahi yemedim.



7 Eylül 2014 Pazar

Hamilelikte 23. Hafta: Erken Doğum Belirtileri

Posted by telvin on 08:00 with No comments
Hamileliğin 23. haftasında anne-bebek
Geçtiğimiz hafta hamileliğimin 23. haftasıydı ve ben ciddi bir korku atlattım. İş yerimde öğleden sonra başlayan ve iki gün boyunca geçmeyen bir regl sancısı yaşadım... Hemen erken doğum belirtilerini okumaya başladım. Tabii erken doğum belirtileri arasında böyle bir sancıdan ziyade düzenli ve sık aralıklarla gelen rahim kasılmalarının gerçek bir tehlike işareti olduğunu öğrendim.

Doktorumu aradığımda bana iki soru sordu, idrar yaparken yanma, zorlanma var mıydı ve kanama olmuş muydu? Çok şükür ki ikisinden de iz yoktu. Bana aktivitelere son vermemi, bol bol dinlenmemi ve en önemlisi bol sıvı tüketmemi söyledi. Devam ederse takip edeceğiz dedi.

Bebek Hareketlerini Hissetmeyince!

İlk gece eve gider gitmez uzandım ve doktorumun dediklerini uygulamaya başladım. Neredeyse parmağımı bile oynatmadan elimde koca bir su şişesiyle TV karşısında uzandım. Aksi gibi eşim şehir dışında görevdeydi ve ertesi gün gelecekti. Bir kaç saat sonra uyudum, gecenin bir yarısı büyük bir endişeyle uyandım.

Bebeğimi normalde uykumun arasında hissediyordum ama o bu sancı başladığından beri hareket etmemişti. Hemen buzdolabına gidip bir bardak ayran doldurdum. (Ayranı seviyor ve içince hemen kıpırdanmaya başlıyor:) ) Kanepede en rahat olabileceğim pozisyonda oturdum ve bilgisayarımı açıp erken doğum belirtilerini okumaya başladım. Evde tek başına, içimde keskin bir sıkıntı ile gecenin dördünde, kucağımda bilgisayar ve elimde ayran, biraz da ağlamaklı otururken, on-onbeş dakika sonra bebeğim kıpırdanmaya başladı. Tabii benim o ağlamaklı halim, hıçkıra hıçkıra fışkıran göz yaşlarına dönüştü. Sanki bir süre kalbim durmuş ve ben hayata yeniden dönmüştüm.

İki gecelik istirahat ve bol su içtikten sonra sancı son buldu. Yeri gelmişken söyleyeyim; doktorumun bu yanını seviyorum. Böyle aramalarımda hemen gel bakalım şeklinde, bir rant merakında değil, daha da önemlisi beni panikletmiyor. 

Özellikle ilk hamileliğini yaşayanlar görecekler ki; vücudunuzdaki her türlü değişim, sizi çok etkileyecek. Kendinizi sürekli dinlediğinizi fark edeceksiniz. Bunda yanlış bir şey yok bence, bende öyleyim. Ama her şeyde olduğu gibi abartmamak çok önemli.En iyisi üzerine düşeni en iyi şekilde yapıp - düzenli ve sağlıklı beslenme, düzenli uyku, bolca dinlenme, moralini yüksek tutma - bir sıkıntın olduğunda doktorunla paylaşmak. O zaten seni tüm sükuneti ile rahatlatıyor ve sen bebekle yoluna sakin bir şekilde devam etmeyi başarabiliyorsun.




1 Eylül 2014 Pazartesi

Hamilelikte 22. Hafta: Ayrıntılı Ultrason

Posted by telvin on 12:00 with No comments


Doktora şimdiye kadar gittiğimiz her muayenede ultrasonla bebeğe baktık. İlk kalp atışlarını, kıpır kıpır hareketlerini, boks yapar gibi ellerini yüzünün önünde yumruk yapışını, cinsiyetini hep ultrason sayesinde gördük.

İkili testinde kan alınmadan önce doktor bebeğin burun kemiğine, ense kalınlığına, karaciğer tomurcuklarına bakarak risk oranını belirledi. Anlayacağınız her doktor muayenesini bu derece heyecan verici ve özel kılan bebeği görme şansı. 

Ancak hamilelik boyunca önemli bir ultrason süreci var ki o da 22-24. haftalar arasında yapılması gereken ayrıntılı ultrason. Aslında her muayenede doktor bebeğe ayrıntılı bir biçimde bakıyor, ayrıca farklı bir uzmanla ayrıntılı usg yaptırmaya  ne gerek var diye düşünmüyor değil insan! Ta ki yaptırana kadar.

Doktorun önerdiği üç isimden Eskişehir Osmangazi Üniversite Hastanesi'nde Prof. Dr. H. Mete Tanır'ı seçtik. Dr. Mete Bey; bebeği o kadar uzun inceledi ki, bu haftaya kadar yapılan tüm muayenelerdeki ultrason süresinden daha uzun sürdü bebeğe bakması. Hatta bizimki yerinde uslu durmadığı için kalbini istediği açıdan görüntüleyemeyen doktor beni kaldırdı ve on beş-yirmi dakika dolaşıp gelmemi salık verdi. Tekrar uzandığımda bebek tam istediği pozisyondaydı ve istediği görüntüleri aldı. Her şey yolunda dedi doktor ve kendi doktoruma götürmek üzere bir rapor hazırladı. Ancak bebeğimizin böbreklerinde pelvik genişleme varmış, bu erkek çocuklarda genellikle görülürmüş ama yinede takip edilmesi gerekirmiş.

Ben o anda çok endişelenmedim, eşim ise eve gelir gelmez interneti taramaya başladı. Büyüme riskinden doktorda bahsetmişti, gerçi anne karnındayken bir müdahale yapılmıyormuş, doğumdan sonra ürolog tarafından takip edilmesi gerekiyormuş.

Eve gittikten sonra kendimi suçlamaya başladım. Acaba yediğim-içtiğim bir şeylerden mi oluyor, yanlış bir şeyler mi yapıyorum yoksa diye. Hatta biraz ağladım. Eşim benimle bu konuda telkin edici bir konuşma yaptı benimle ve pelvik genişleme olmadan bebeğin büyüyebileceğini, takip edip göreceğimizi söyledi.

Pelviaktazi konusunda internet üzerinden yaptığım araştırmada; aşağıdaki sayfaya rastladım. Oldukça açıklayıcı: http://www.alkanyildirim.com/hafifpelviektazi_1_24.htm

Hemen ertesi gün doktorumu aradım ve elimdeki raporda yazan bebekteki pelvik ölçüm rakamlarını okudum. Yanında farklı sorunlar görülmediği sürece bir sıkıntı olmadığını söyledi. Böyle söylemesi beni rahatlattı mı? Hayır. Ama elimizden haftaların geçmesini ve bebeği takip etmekten başka bir şey gelmiyor.