27 Aralık 2014 Cumartesi

Hamilelikte 39. Hafta: Yüksek Tansiyon - Preaklempsi

Posted by telvin on 05:19 with No comments
Hamilelikte - 39. hafta Babycentre

Artık finale iyice yaklaştık. Devin anne karnında, babasıyla ben ise onun gelişimini adım adım takip ederek ve büyük bir mutlulukla onu bekleyerek dokuz ay geçirdik. Arkadaşlarım doğum heyecanı yaşayıp yaşamadığımı soruyor, ben oldukça sakin hissediyorum. Belki de insan ne yaşayacağını tam olarak bilemediği için, bununla ilgili korku, heyecan, endişe gibi duygulara kolay kolay kapılmıyor. Bir arkadaşım, doğum sonrası için 'bir gün öncesi ile bir gün sonrası arasında çok büyük fark olduğunu' söylemişti. Doğum sonrasında Devin bebekle eve geldiğimizde neler yaşayacağım, neler hissedeceğim konusunda hiç bir fikrim yok. Ben de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, kendimi ve evimizi bebeğimiz için hazırlıyorum.

Bu hafta iyice büyüyen karnım, gittikçe zorlaşan hareketlerim ve Devin'in içimdeki ağır ama güçlü kıpırdanışları ile olması gerektiği gibi geçiyor. Ancak tek farkla, yüksek tansiyon. Yüksek tansiyonun preaklampsi riski getirmesi bu kadar sonuna yaklaşmışken bu da yapılır mı şimdi serzenişine neden olsa da içimde tuzsuz yiyip bol su içerek son haftaya doğru yol almaya devam ediyorum.

Yüksek Tansiyon: Preaklempsi

Hamileliğim süresince internette bebeğin gelişimi, hamilelik v.s. konularında bir çok kaynak okudum. Zihnime kazınan konulardan biri de preaklempsi idi. Hayatımda yüksek tansiyon problemim olmadı ama böyle bir riskin varlığından haberdar olmak ve son haftalarda el ve ayaklarımda yaşadığım ödem beni bu konuda hassas olmaya itti. Nitekim bu son haftada yüksek seyreden tansiyonla karşılaştım. Son günler, sabah akşam düzenli tansiyon takibi ve içeride Devin'in hareketlerini dinlemekle geçmeye başladı. Tansiyon yüksekliği sınırda devam etse de doktorum ilaç önermedi ve sabah akşam ölçtük. Şimdilik bir sıkıntı yok. Artık 40. haftadayım ve bu hafta - mümkünse yılbaşından sonra - Devin'le buluşmayı bekliyorum.









20 Aralık 2014 Cumartesi

Hamilelikte 38. Hafta: Sosyal Hamile

Posted by telvin on 06:02 with No comments
Hamilelikte 38. Hafta - Babycentre

Geçtiğimiz hafta 37. haftayı doldurdum ve artık evde ayaklarımı uzatarak oturma hakkına kavuştum. Tamam, iş yerinde arkadaşlarımın da desteği ile hamilelik sürecinde gerçekten kolay bir dönem geçirdim. Ancak sabahtan akşama kadar bilgisayar önünde bir koltukta oturmak mecburiyetinde kalmak, son haftalarda öğle aralarında on dakika mesafedeki avm'ye gidip yemek yemek bile bir yorgunluk savaşına dönüşmüşken ve çoğu zaman gidemezken, tüm gün sarkan ayaklarımda hiç geçmeyen ödem ile kendimi gerçek bir Hobit gibi hissederken artık evde olmak gerçek bir armağan

Peki bu hafta nasıl geçti, öncelikle artık iyice ağırlaştım.Özellikle geceleri yataktan kalkmak daha da zorlaştı. O gece yatıp sabah kalktığım günler çok gerilerde kaldı zaten, şimdi sık sık tuvalete gitmem gerektiği için gayet etkili bir uyku bölücü olduğu kesin. Aslında iyimser bir bakış açısıyla bu durum bebeğin doğumundan sonrası için anneyi hazırlıyor. Ama tabii fikrimi sorsalar bu dönemi katıksız bir uykuyla geçirmeyi yeğlerdim.

Evde zaman oldukça hızlı akıyor, haftanın ilk günü evde temizlik ve ortalığı iyice bir toparlamakla geçti. Tabii akşamını da yorucu günün bonusu olarak ciddi bir bel ağrısı ile geçirdim. Kendimi dolayısıyla bebeğimi hiç bir şekilde yormak istemesem de yerine getirilmesi gereken sorumluluklar var. Bu hafta kendime zaman ayırmaya oldukça kararlıydım. Örneğin bir günün tüm öğleden sonrasını bir kafede oturarak, kitabımı okuyarak geçirdim. Özgürlük gerçekten güzel:) tabii her ayağa kalkışımda etraftakilerin dikkatli bakışları altında olmak ilginç.

Bebek ne zaman gelecek, büyük bir merak içindeyim. Bu haftaya girmenin en güzel yanı artık Devin'in yeterince gelişip gelişmediği ile ilgili endişelerden kurtulmuş olmak. Hastane çantam hazır, bebeğimiz gelmeye karar verdiğinde onun için hazırız.

Başlığa bu hafta için sosyal hamile yazdım, çünkü hem tek başıma hem de arkadaşlarımla dışarıda güzel vakit geçirdiğim, eşimle sinemaya gittiğim, pilates grubundaki arkadaşlarımla buluştuğum hareketli bir hafta oldu. Evet, yoruluyorum ama etkinliklere uzun süre ara vereceğimi düşünürseniz siz de bana hak verirsiniz.





16 Aralık 2014 Salı

Hamilelikte 37. Hafta: Dokuz Aylık Hamileyim

Posted by telvin on 02:58 with No comments

Hamilelikte 37. Hafta - Babycentre

Sayılı günler çabuk geçiyor derler ya, hakikaten öyleymiş. Hamileliğimi ilk öğrendiğim Mayıs ayının ilk günleri çoktan geride kaldı ve artık doğuma iyice yaklaştım. Eni konu dokuz aylık hamileyim...

Bu aylar boyunca, hafta hafta hamilelik yazılarını büyük bir özen ve merakla takip ettim, blogcuanne. com'un ve hassasanne.com'un sadık okuyucularından biri oldum, özellikle doğum hikayelerini okuduğum anlarda genellikle gözlerim doldu, hüzünlendim, güzel finalleri okuyunca mutlu oldum.

Okuduklarımdan öğrendiğim en önemli şey; herkesin hamilelik sürecinin ve doğum hikayesinin kendine özel olduğuydu. Bu deneyimler ne kadar kişiye özel olsa da; sizinle aynı durumda olan bir başkasının yaşadığı tecrübeler size ciddi bir farkındalık sağlıyor ve en önemlisi yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz. Sanırım internetin en önemli nimetlerinden biri de bu. Dünyanın her köşesine ulaşabiliyor, sizin gibi olanların yaşadıklarını paylaşabiliyorsunuz.

37. Haftada Ben

Bu haftanın iki önemli yanı vardı benim için. İlki iş yerindeki son haftam olmasıydı. Son haftalarda iyice ağırlaşan bedenimle belli bir yerde belli bir süre ile çakılıp kalmak her ne kadar yorucu olsa da; etrafımdaki insanların önemini ve değerini böyle bir dönemde çok daha iyi anladım. Ben buradan çalışma arkadaşlarım Buşra ve Özge'ye kocaman bir teşekkür etmek istiyorum. Hem verdikleri huzur, hem iş yükü konusundaki muazzam destekleri hem de ilgileri ile sağladıkları destek ile güzel bir işyeri hamileliği yaşadım sayelerinde. Umarım onlarda hayatları boyunca en güzel insanlarla, en güzel desteklerle hiç zorlanmadan devam ederler yollarına.

Bu haftanın ikinci önemli özelliği ise bir çok hamilenin stres kaynağı olan çatı muayenesi idi. Bebeği oldukça aşağıda hissettiğim bir kaç günün sonunda muayeneye gittik. 3 kilo 130 gr. olmuş Devin ve biraz daha aşağıya inmiş.

Çatı muayenesi asıl adıyla pelvik muayenede; annenin pelvis kemiklerinin açıklığının doğuma uygunluğu araştırılıyor. Çatı muayenesi genellikle 37. haftadan sonra doğuma yakın zamanda yapılıyor.Bu muayenenin hamileleri strese sokma nedeni ise elle yapılması. Açıkçası ben de muayene öncesi stresliydim ancak hem çok kısa sürdü hem de doktorumun kibar ve sakin yaklaşımı da bu muayeneyi bir tramvaya dönüşmekten çıkardı.Tabii en önemlisi de sonuçtu ki; doktor çatı müsait, bir sıkıntı yok dedi.

Hamile Fotoğrafları

Bu haftanın en eğlenceli kısmı, sevgili arkadaşım, adaşım Şebnem Köken'in hamile fotoğraflarımı çekmesiydi. Evinin bir odasını stüdyoya çeviren Şebnem'le Pazar günü orada buluştuk. Şebnem yıllardır fotoğraf işiyle profesyonel olarak ilgileniyor, Yıllardır İstanbul'da yaşıyordu, artık Eskişehir'de (ki bence bu Eskişehirli hamileler ve aileler için önemli bir şans) çocuk, aile ve doğum fotoğrafları çekmeye başladı. http://www.222multimedia.com/

Benim tek olarak ve eşimle birlikte fotoğraflarımızı çekti, çekim sırasında üçümüzde çok eğlendik. Çekim sırasında bir ara saçlarım fön makinesinin rüzgarı ile uçuşurken, kendimi değme modellere taş çıkarıyor gibi hissetmedim desem yalan olur:) Şimdi Şebnem'in fotoğrafların son halini paylaşmasını heyecanla bekliyorum.

Beklemek de Güzel

Bunlar dışında iyice büyüyen göbeğimle, artık oldukça yavaşlayan hareketlerimle ve  hiç geçmeyen yorgunluk hissiyle bitirdim bu haftayı. 38. haftaya girmenin en güzel yanı artık içinizin daha da rahat ediyor olması. Önceki haftalarda bebeğin doğduğu taktirde dışarıya uyum sağlaması ile ilgili duyduğum endişeler yerini; doğum süreci ile ilgili meraka bırakıyor.Ve tabii beklemeye başlıyorsunuz.

Hamilelerin % 75'i doğumlarını son haftaya gelmeden bu haftalarda yapıyorlarmış. Hangi yüzdelik dilimdeyim bilmiyorum ama içimden geçen, kendini en hazır hissettiği, en sağlıklı olacağı anda gelmesi. O yüzden bana düşen, şu günleri bolca dinlenerek, onun karnımdaki hareketlerini izleyerek, bu sürecin tadını çıkararak yola devam etmek. Ta ki o büyük buluşma gerçekleşene kadar.



9 Aralık 2014 Salı

Hamilelikte 36. Hafta: Tombik Bebeğim:)

Posted by telvin on 01:40 with No comments

Hamilelikte 36. Hafta - Babycentre

Hamileliğimin son 4 haftasına (32. haftadan itibaren- Hamilelikte 32. Hafta: Biraz Endişeli, Biraz Sevinçli )damgasını vuran şey Devin'in iri bebek olarak yola devam etmesiydi.Sonuçta; aylardır en az bir hafta önden giden Devin bebek 32. hafta itibarı ile 2-2 buçuk hafta önden gidiyordu. Kilosu 2.300 gramdı. Gelişimi de 32 haftalık bir bebekten ziyade 34-35 hafta civarındaydı.

Doktorumuz bebek bu hızla giderse ve ben 39-40. haftalarda doğurursam bebeğin 4 - 4 buçuk kiloya çıkma ihtimali olduğundan ve bunun normal doğumu riske soktuğundan bahsetti. Sonuçta benim normal doğumu ne kadar istediğimi biliyor ve bunu destekliyor kendisi.

Bu cumartesi 36. hafta kontrolümüze gittik, Devin bebek 3.100 gr. Yine birkaç hafta önden gidiyor ama normal sınırlara çok daha yakın ve doktorumuz da durumdan oldukça memnun. Eğer bu şekilde devam ederse ve başka bir sorun olmazsa normal doğum yapabilirim.

36. Hafta da Ben

Son birkaç haftaya göre çok daha iyi geçti 36. hafta benim için. Evet, eller ayaklar hala şiş, evet yine otururken-kalkarken zorlanıyorum, evet yine çok kolay yoruluyorum, evet hala ve belki de daha sık tuvalete taşınıyorum ama bir yandan da kendimi gayet iyi hissediyorum.

Arkadaşlarımla buluştuğum, pilatese gittiğim, sosyalleştiğim güzel bir hafta oldu bu hafta. En güzeli de pilates grubumuzdan Elgin 41. haftasında dünya tatlısı bir erkek bebeği oldu. Normal doğum yaptı, doktorumuz aynı kişi bu arada.

Whats-Up'dan kurduğumuz grubumuzda sürecin heyecanını bizde onunla yaşadık. NST cihazında 150 kalp atışı, 127 sancıyı gösteren görüntü ile Elgin'in doğuma ne kadar yaklaştığını abladık ve onun için dua ettik. Aynı gece saat 02:00'de doğumun gerçekleştiğini yazdığı mesajı ile hepimiz derin nefes aldık. Ve hemen ertesi gün öğlen buluşup ziyaret ettik Elgin'le bebeğini. Görünce daha bir rahatladık ve hepimiz bu sürece ne kadar yaklaştığımızı düşünüp, darısı başımıza dedik...

Bu arada Elgin'le doğumdan bir gün önce buluşmuştuk, hatta buluştuğumuz kafede komik bir olay da olmuştu: Bir arkadaşımız biraz gecikecekti. Biz 4 gebeş içerde oturmuş, çoktan sohbete dalmıştık. Tabii baş konu Elgin'in ne zaman doğuracağı idi. Tüm gün boyunca devam eden bel ağrısından bahsetti, bu bir işaret olabilirdi. Neyse, gecikecek olan arkadaşımız yanımıza kahkaha atarak geldi. Meğer içeri girerken garson kız bizi göstererek 'arkadaşlarınız içeride' deyivermiş. Orada başka masalar da varken, bir gebeşin ancak bir gebeş grubuyla buluşabileceğine dair önyargı... Ama kocaman göbeklerimizle de böyle bir özdeşleştirmeye maruz kalmamız çok normal sanırım.





1 Aralık 2014 Pazartesi

Hamilelikte 34 ve 35. Haftalar: Hayat Artık Ağır Çekim!

Posted by telvin on 01:12 with No comments
Hamilelikte 35. hafta - Babycentre


Çok hızlı geçen iki haftayı geride bıraktık... Giderek ağırlaşıyorum, bahsettiğim şey kilo değil. O konuda büyük bir atak yok çok şükür. Ancak karnımın iyice büyümesi, el ve ayaklarımda ve bileklerimde oluşan ödemler, daha da kolay yorulmaya başlamak, otururken - kalkarken, yatarken zorlanmak, geceleri çok sık idarara kalkarak bölünen uykular

Shrek İle Yarışır Bu Ayaklar:)

Ayaklara geçmeden önce ellerden bahsedeyim. Daha önceki haftalarda özellikle uzun yürüdüğüm zamanlarda ellerim ve parmaklarım hemen dolmalık biber kıvamına geliyordu. Bu son iki haftadır ise bu şişlikler hiç inmez oldu. Hatta geçtiğimiz hafta sonu alyansımı çıkarmak istediğimde gerçeklerin düşündüğümden daha da acı olduğunu fark ettim. Eşimden yardım istedim ve banyoda 7-8 dakikalık bir uğraş sonucunda - ki bazı anlarda parmağımın çıkacağını sandım ve canım çok acıdı - yüzüğü çıkarabildik. Parmaklarım normal ebatlarına ulaşana kadar yüzüksüz gezeceğim.

Ayaklar ise hepten büyüdü. Ayak bileklerimi her gördüğümde korkuyorum:) Bu dönemde ödem olacağı ile ilgili internette okuduğumuz her şey hafif kalıyor sanırım. Evde dinlenirken ayakları yukarı kaldırmak iyi bir öneri ancak çoğu zaman geçersiz kalıyor. Sebebi belli bir pozisyonda kalma süresinin çok kısa olması.

Mesela; koltukta oturuyorum ve ayaklarımı koltuk seviyesinden daha yüksek olan pilates topunun üzerine atıyorum. İlk 5 dakika çok rahat, peki sonra? Yavaş yavaş bel kısmımın koltuğa doğru gömülmesi ile farkında olmadan kaykılıyorum. Belli bir süre geçtikten sonra ise yerimden kalkmak istediğim an halim gayet acınası oluyor.

Eskiden iki saniyede yapılacak ayağa kalkma işlemi bir ritüele dönüşüyor. Önce ayaklar yavaşça topun üzerinden indiriliyor, sonra eşten yardım isteniyor, ellerimden tutup doğrulmama yardım etsin diye, eğer o anda orada yoksa sağdan, soldan, koltuk kenarından destek alınarak minik hareketlerle düzgün biçimde oturulmaya çalışılıyor. Ve nihayet son aşama, dengemi korumaya özen göstererek ayağa kalkıyorum.

Eğer uzanıyorsam da durum aynı, her şeyi yavaşça yapıyorum. Uzanırken sırtüstü yatamadığım için (nefesim kesiliyor) ayaklarımı yükseğe koymak bir süre sonra belimde ve karnımda büyük bir ağırlık yaratıyor. Anlayacağınız her an yorucu, her an kıpır kıpır geçiyor.

Doktor Kontrolleri

Artık doktorumuza haftada bir gidiyoruz. Aslında haftalık kontroller için biraz erken ama Devin bebeğin önden gidiyor olması doktorumuzu biraz endişelendirdi. En önemli şüphe şeker üzerine tabii. Neyse ki tokluk şekerime bakıldı ve sınıfı geçtik. Şimdi gelişimini hafta hafta takip edeceğiz.

Hastane Çantası Hazırlıkları

Hastane çantasını hazırlamaya başladım, daha önce oluşturduğum liste Hastane çantasında neler olmalı?  eklenen ve silinen maddelerle, son halini alıyor. En yakın zamanda buradan paylaşacağım...

18 Kasım 2014 Salı

Hamilelikte 33. Hafta: Ağlak ve Muğlak Günler

Posted by telvin on 01:18 with No comments

Hamilelikte 33. Hafta - Babycentre
Ne ilk trimester, ne ikinci tirmester, ne ağlak oldum, ne çok duygusal. Psikolojik iniş - çıkışlar olmadı, fiziksel olarak da iyiydim genellikle. Mutlu bir hamileydim yani. Peki şimdi? Geçen hafta 32. haftanın sonunda doktorumuzla randevumuz vardı ve benim kıpır kıpır bebeğimin iki buçuk hafta önden gittiğini gördük ( Hamilelikte 32. hafta: Biraz Endişeli, Biraz Sevinçli ) O günden sonra (etrafa çok çaktırmamaya çalışsam da) endişeli, meraklı ve pimpirikli bir gebeye dönüşüverdim.

Mesela bir gece beni yataktan kaldırıp, bir süre evin içinde deli dumrul gibi dolaştıracak, salonda uyku mahmuru, tam bir şapşal gibi oturup hareketlerinin durulmasını bekleyecek kadar coşkulu dakikalar geçirdiğim Devin bebeğin, hemen ertesi gece çok ama çok sakin oluşu, sabah uyanınca eşime hareket etmiyor bir şeyi mi var acaba deyişim. Eşimin hareket etse dert, etmese yine dert ediyorsun diye gülmesi... Biz daha bu konuşmayı yaparken canım Devin'imin devinimsel hareketlerine başlaması, bir de üzerine hıçkırık tutması... İç rahatlaması ve kocaman bir gülümsemeyle yataktan kalkmak.

Nereden Çıktı Bu Duygusallık?

İnternette erken doğum hikayelerini okumaya başladım. Kuvözde geçen, bebekten ayrı kalınan günler boyunca büyük endişe ve özlemle geçen saatler. Bebeğini bir cam faunusun içinde bırakarak eve ellerin boş dönmek. Bu tip hikayeleri okuyup sanki o annenin acısını aynen yaşıyormuş gibi ağlamak. Biliyorum, böyle karamsar olmamalı, negatifi çekmemeli, değil mi?

Bir de içimde büyük bir boşluk hissi var, bir tatminsizlik. Her şeyin batması ve sinir olma hali. Hayatımdaki tüm rutinlerden bunalmış hissettim geçen hafta, iş, ev, plates... Bir akşam da bunun için oturup ağladım, hem de sesli sesli... Sonra da Devin bebeği üzdüğüm için üzüldüm. O hareketsiz geçirdiği gecenin akşamıydı, belki anladı, belki uykunun bazen en iyi ilaç olacağını bildi. Sessiz, sakin uslu durdu

Bu Kasılmalar Yalancı da Olsa Çok Düzenli!

Perşembe sabahı saat 11 gibi kasılmalar başladı. Ne ağrı, ne sızı hiç biri yoktu.Yinede iş yerinde masamda önümdeki kağıda kasılma aralıklarını not aldım. Kasılmalar 8 dakikada bir geldi ve tam 3 saat sürdü. Fakat dediğim gibi doktorumun acil durum olarak belirttiği üç durumdan hiç biri yoktu (bebeğin hareketlerinde azalma, su gelmesi, bel ve kasıkta ağrı). Ancak yalancı olarak nitelenen bir kasılmanın bu derece düzenli gelmesi beni bayağı korkuttu. Üç saatin sonunda bebeğim erken mi gelecek yoksa korkusu içinde (hatta küçük bir ağlama krizi geçirerek - çok duygusalım, çok:) )doktorumu aradım.Bbebeğin hareketlerini ve kasıklarımda ağrı olup olmadığını sordu hemen. Öyle bir sıkıntı yoktu. Yalancı kasılmalarında böyle düzenli gelebileceğini söyleyerek, bol sıvı alıp dinlenmemi salık verdi. Neyse, sonrasında kasılmalar eskisi gibi aralıklarla ve düzensiz geldi. Fakat kasıklarımdaki baskının her geçen gün biraz daha arttığını hissediyorum.

Arkadaşlarla Geçen Bir Hafta Sonu

33. haftayı arkadaşlarla sinema, kahvaltı, sohbet üçlemesi kapsamında geçirdik.






10 Kasım 2014 Pazartesi

Hamilelikte 32. Hafta: Biraz Endişeli, Biraz Sevinçli

Posted by telvin on 06:30 with No comments
Hamilelikte 32. Hafta - Babycentre
32. haftanın son gününde doktor randevumuz vardı. Hem bebeğin son durumuna bakılacak hem de 32. hafta raporumu alacaktım. Kendimi nispeten iyi hissettiğim için doktorun çalışabilir raporu vereceğini tahmin ediyordum.

Cumartesi sabahı doktora gittik ve doktorum herhangi bir yakınmam olup olmadığını sordu. Bende son günlerde çok halsiz olduğumdan ve her gece ellerim uyuşmuş olarak uyandığımdan bahsettim. Özellikle sağ bileğimdeki ağrı geceleri daha da artıyordu ve tuvalete gitmek için her uyandığımda ellerim uyuşmuş hissediyordum. Her iki sorununda hamilelikle ilgili olduğunu söyledi, ellerimde his kaybı, bir şeyleri tutamama gibi bir durum olup olmadığını sordu. Bende henüz öyle bir noktaya gelmediğini söyledim. Eğer bu noktaya gelirse beyin cerrahına gitmem gerekebilirmiş. Hatta bazı hamileliklerde bu durum ameliyatla sonuçlanabiliyormuş. Umarım böyle bir şey olmaz.

Sonrasında muayenenin ultrason kısmına geçtik, Devin bebeği üç haftadır görmüyordum ve çok merak ediyordum. O yüzden büyük bir heyecanla oturdum koltuğa. Bebeğimin içimde iyice büyüdüğünü hissediyordum zaten. Aylardır en az bir hafta önden giden Devin bebek 32. hafta itibarı ile 2 - 2 buçuk hafta önden gidiyordu. Kilosu 2.300 gramdı. Gelişimi de 32 haftalık bir bebekten ziyade 34-35 civarındaydı. Doktorumu her soruma verdiği net cevaplar, soğukkanlı duruşu ile tanıyorum ve kendisi ile devam etmek istememde bunlarda önemli etkenler. Ancak bu sefer o da biraz endişelenmiş gibiydi, çünkü bebeğin önden gitmesi öncelikle normal doğumu riske sokuyordu. Zira bu hızla giderse ve ben 39-40. haftalarda doğurursam 4 - 4 buçuk kiloya çıkma ihtimali vardı. Bebek o kiloya ulaşırsa doğumda oksijensiz kalma, sıkışma ve sinirlerin zedelenmesi gibi riskler var zira.

Peki, bir bebek neden önden gider... Doktorumun açıkladığına göre nedenler;
  • Genetik,
  • Annenin aşırı kilo alması,
  • Hamilelik şekeri
Eşim de ben de normal kilolarla doğmuşuz (ama tabii diğer yakınlardan genetik bir durum aldıysa o başka), ben aşırı kilo almadım, şu an itibarı ile 12 buçuk kilodayım, böylelikle ikinci şıkta eleniyor. En kötüsü üçüncü şık olan hamilelik şekeri ihtimali, şeker yüklemesinde şekerim normal çıkmıştı. Ama doktorum tokluk kan şekeri istedi ve yaptırdık. Sonuç iyi çıktı. Peki o zaman Devin bebek neden bu kadar önden gidiyor?

Doktorum NST cihazına bağlanmamı istedi ve inanın bu hiç beklemediğim bir şeydi. Normalde NST'ye 36. haftadan sonra bağlanılıyor, doktor bebeği ve annedeki kasılmaları düzenli olarak takip ediyor diye biliyorum. NST sonucunda sonuçlar normal çıktı.

Sonrasında doktorum acil durumlar konusunda bizi uyardı:
  • Bebeğin hareketlerinde azalma olursa,
  • Belimden başlayıp kasıklarıma doğru sancılarım olursa
  • Suyum gelirse
Bu acil durumlardan herhangi biri meydana gelirse direkt kendisini arayacağız ve hastaneye gideceğiz.




2 Kasım 2014 Pazar

Hamilelikte 31. Hafta: İyice Büyüyen Bir Karın

Posted by telvin on 08:08 with No comments
Hamilelikte 31. Hafta - Babycentre
Hamileliğin 31. haftası ve ben gittikçe ağırlaştığımı hissediyorum. Bu hafta itibarı ile yaklaşık 11 kilo aldım. Kaynaklarda 11-13 kilo almış olmanız normaldir diyor. Eh o zaman, durumum fena değil diye düşünüyorum. Şu anda bu 11 kilonun en az 5 kilosunun karnımda toplandığını düşünüyorum. Artık iyice büyüdüm ve doğuma on hafta olmasına rağmen insanlar 'doğumunuz yakın mı?' diye soruyor.

30. haftanın son iki günü yaşadığım kasılmalardan ve doktorumla yaptığım telefon görüşmesinden sonra sürekli kendimi dinlediğim bir hafta geçirdim. O iki gün kadar olmasa da kasılmalarım devam etti. Geceleri her uyandığımda Devin bebeği dinledim, birkaç hareketini hissedince içim rahatladı ve tekrar uykuya daldım. Başka bir sıkıntı olmayınca da içim rahat etti. Artık 32. haftanın sonunda, yani bu cumartesi sabahı doktorumla görüşeceğim ve hem nasılız onu göreceğiz hem de iyiysem çalışabilir raporumu alacağım. İyi hissettiğim sürece doğum sonrasında Devin bebekle bana bol bol zaman kalsın diye çalışmaya devam etmek istiyorum.

Bebek Alışverişi

Çok değil bir hafta önce Devin'in birkaç parça dışında hiç eşyası yoktu. Şimdi ise önce baby shower, sonra hafta içi çıktığımız alışverişler derken daha önce hazırladığım yenidoğan alışveriş listesi ' nde yer alan eşyalarının çoğu artık hazır halde kendisini bekliyor. Hafta sonu onun mini mini yıkayıp ütüledik babaannesiyle. -Bu arada internette yaptığım araştırmalardan ve arkadaşlarıma danıştıktan sonra Dalan Roxy'de karar kıldım. Umarım Devin'de sever bu hafif kokulu deterjanı...-

Cicim Ayları Bitti:)

Nasıl olduğumu soran arkadaşlarıma 'artık cicim ayları bitti' diye yanıt veriyorum. Her hafta beraberinde biraz daha kısıtlanma, daha kolay yorulma ve bolca halsizlik ve uyku getiriyor. Bu hafta 20:00'de uyuduğum akşamlar oldu ve sabah alarmıyla uyandım. -tabii geceleri tuvalete kalktığım zamanlar hariç. Ellerimde mutlaka uyuşma oluyor bu kalkışlarda, karnımda da müthiş sertlik. Bazen de sol bacağım ağrıyarak uyanıyorum. Neyse ki özellikle ellerimi suyun altına tutmak iyi geliyor, yatağa rahatlamış dönüyorum.-

Bu haftalarda bebek hareketlerinin iyice artacağı yazıyordu okuduğum kaynaklarda. Gerçekten de öyle oldu. Zaten bütün bu yorgunluk, sızı v.s.'ye katlanmayı böylesine kolaylaştıran  yegane şey onun karnımdaki iteklemelerini, hareketlerini, dönüşlerini ve büyüdüğünü böylesine hissetmek.









28 Ekim 2014 Salı

Hamilelikte 30. Hafta: Sarılı Bilek, Hareketli Bebek

Posted by telvin on 02:47 with No comments
Hamilelikte 30. hafta - Babycentre
Artık otuzlu haftalara geldik, bizimki biraz acele ederse 6-7 hafta sonra doğabilir. Böyle yazınca çok ama çok az zaman kalmış gibi geliyor. Heyecan ve panik duyguları iyice artıyor. Yaklaşık on gündür sağ bileğim ağrıyordu, özellikle geceleri ağrısına uyandığım zamanlar oldu. Son kontrolde doktoruma sordum, hamilelik ve sinirlerle ilgili olabileceğini söyledi. Bilgisayar kullanmanın bu durumu tetikleyeceğini ifade etti. Özellikle his kaybı, bir şeyleri tutamama gibi bir durum olursa haber vermemi ve bileğimi sararak sabitlememin iyi gelebileceğini söyledi. Bende 3-4 gündür sarılı bilekle geziyorum.

Göbeğim gittikçe ağırlaşıyor, evdeyken; yatıp, kalkmak, oturmak gittikçe daha da sorun olmaya başladı. Gece uykularımda pek bir sorun yok, tabii birkaç gece bebeğin bol hareketli hallerine uyanıp evin içinde bir saat oturup, dolaşmışlığım var. Bizimki durulunca tekrar yatıp uyuyoruz. Doğum sonrası için provalara şimdiden başladık anlayacağınız:)

Duygusal Bir An

Bu hafta Joker mağazasından bebek için alışveriş yaptım. Kasadaki görevli Joker kartım olup olmadığını sordu. Ben de yok dedim, yalnızca telefonumu ve ismimi aldı ve bana kartı verdi Sonra bebeğin adını ve tahmini doğum tarihini sordu. Doğum tarihinde 10 TL indirim kazanıyormuş bizimki... Bende tahmini doğum tarihini söyledim. Sonra da Devin Çağlar dedim. Bunu söylerken öyle duygulandım ki, gözlerim doldu. İlk defa bir yere kaydını yaptırıyordum....

Korkutan Kasılmalar

Bu haftayı her şeyin yolunda gittiği bir hafta olarak kapatmaya hazırlanıyordum. Cumartesi günü sabahtan iş yerinde yaptığımız bir kahvaltı organizasyonu vardı, tüm sabah ayaktaydım. (Aslında herkes oturmamı söylüyordu ama ben kendimi iyi hissettiğim için ortada dolaştım durdum.Hamile olduğumu unutmamam gerek ama iyi hissediyorsam maalesef hiç uslu duramıyorum.) Bu şekilde 2-3 saat geçirdikten sonra eşimle bebek ve ev alışverişi için tüm öğleden sonra dolaşmamız kendimi ve Devin bebeği çok yormak adına tuz biber oldu sanırım. Eve döndüğümüzde arabadan inip eve doğru yürümekte dahi çok zorluk çektim. Bu kötülüğü bebeğe ve kendime nasıl yapabildim bilmiyorum ama bana iyi bir ders olduğu kesin. Hem cumartesi gününün kalanını hem de pazar gününün büyük kısmını sürekli kasılma yaşayarak ve bebeğe bir şey olacak korkusuyla hiç kalkmadan dinlenerek geçirdim. Bu kasılmalar dışında ağrı, kanama, akıntı v.s. olmadığı için içim biraz olsun rahattı ancak yinede ertesi sabah doktorumla konuştum, belden veya kasıklardan gelen bir ağrı var mı diye sordu ilk olarak. Bu kasılma ve ağrıların sıklığı 10-15 dakikada bir olursa o zaman hemen görüşelim dedi. Zaten kendimi daha iyi hissediyordum. Ancak bu bana iyi bir ders oldu ve Devin bebek doğana kadar kendimi asla bu şekilde yormayacağım. Ne iş yerinde, ne evde, ne de dışarıda.

Baby Shower Partisi Sürprizi:)

Hafta sonunu ve 30. haftayı böyle yorgun ve bol kasılmalı bir biçimde kapamaya hazırlanırken, arkadaşlarımın benim için hazırladığı çok güzel bir sürpriz her şeyi unutturdu. Sevgili arkadaşım Sevgi, beni birkaç gün öncesinden kızlarla bizde toplanıp kahve içeceğiz diyerek evine davet etmişti. Ben de gelirim demiştim. Pazar günü tüm gün sancılanıp, endişelenip yatıp durduktan sonra, buluşma saati olan 16'ya doğru eşimle evden çıktık. O beni bırakıp arkadaşıyla buluşacaktı. Ev buluşması olmasaydı evden çıkmazdım büyük ihtimalle ama ev olunca istediğim an uzanırım diyordum. Neyse Sevgi'nin evine çıktım ve çok güzel bir sürprizle karşılaştım. Benim için Baby Shower Partisi hazırlamışlardı ve çok başarılıydı. Ayrıntılarını bir diğer blogda yazacağım.





20 Ekim 2014 Pazartesi

Hamilelikte 29. Hafta: 8. Ayımız Başladı

Posted by telvin on 00:28 with No comments
Hamilelikte 30. hafta - BabyCentre
Hamilelikte 8. ayım bu hafta ile birlikte başladı. Artık son dönemece giriyoruz, hem heyecanlı hem de evhamlı bir dönem olacak gibi.

Hamilelikte Bebek Hareketleri Ne Kadarda Önemliymiş!

8. ayın daha ilk gününde sabah erken saatlerde bebeğin hareketleriyle uyandım. Tabii yüzüme yayılan bir gülümseme ile elim göbeğimin üstüne gitti. Sonrasında bir anda bebekte ritmik bir hareketlilik başladı. Önce kalp atışlarını mı hissediyorum acaba dedim! Ancak kalp atışları için yavaştı ve arkasından daha önce okuduğum bebek hıçkırıkları ile ilgili yazılar geldi aklıma. Ama sanki bu ritim hıçkırık için biraz fazla hızlıydı. O an yatakta elimin altında bebeğimin devam eden ritmik hareketlerini izlerken; eşimi mi uyandırsam, doktorumu mu arasam, acile mi gitsek; ama belkide sadece hıçkırıktır (fakat bebek hıçkırıkları ile ilgili en ufak bir deneyimim olmadığı için -acaba hıçkırık mıdır?- debelenmesi ile geçen iki - üç dakikanın sonunda nihayet eşimi uyandırdım. O da hemen elini göbeğime koydu ve bizim ufaklığın ritmik hareketlerini dinledi. Sonra yataktan fırlayarak interneti açtı, 'bebek ritmik hareketler' diye google da aratınca sonuçların hıçkırık olarak çıktığını söyledi. Bu sırada yedi-sekiz dakika geçmişti tabii ve ritmik hareketler başladığı gibi durdu. Tabii durması beni rahatlatmadı, içeride iyi olduğundan emin olmam gerekiyordu. Uzanmaya devam ettim ve bebeğimin her zaman alışkın olduğum hareketlerini yapmasını bekledim. Aksi taktirde acilin yolunu tutacaktık. Neyse beni fazla üzmedi, bir kaç dakika içerisinde alışkın olduğum rutin hareketlerini yapmaya başladı. Artık güne başlayabilirdim. (tabii yine hareketlerini izlemeye devam ederek, devam etmezse doktora gidecektim) Bu hafta içinde bir gece o kadar hareketliydi ki, uyandım ve evin içinde yaklaşık bir saat dolaştım, oturdum, karnım acıkmıştı bir şeyler atıştırdım. Sanırım ben hareket edince o da uykuya daldı ve sonrasında sabaha kadar uyuduk:)

Evde Biri Hastalanınca...

Bu haftanın başında eşim hastalandı. Aslında tam bir grip veya soğuk algınlığı değil, başlangıç seviyesinde kırgınlık, baş ağrısı gibi belirtiler gösterdi. Ancak bana da bulaştıracak diye de çok endişelendi. Gerçekten tam bir geçiş mevsimindeyiz, hamileliğin son ayları, herhangi bir enfeksiyon, mikrop vs kapmamam gereken hassas bir dönem. C vitamini içeren besinler tüketmeye, ellerimi sık sık yıkamaya, olabildiğince hasta insanlardan uzak durmaya, sıkı giyinmeye (olabildiğince) özen gösteriyorum. Bir de tahin-pekmez yemeye başladım, pek seviyorum:) Bir de hamilelerin içebileceği sınırlı bitki çaylarından ıhlamur içiyorum. Elimden hastalanmamayı ummaktan başka bir şey gelmez sanırım.

Nihayet 4 hafta Sonra Bebeğimizi Gördük:)

28+5. günümüzde doktor randevumuz vardı. En son 4 hafta önce şeker yüklemesi yapılan gün hamilelikte-25.hafta-şeker-yüklemesi doktorla görüşmüş, bebeğimizi ultrasonda görebilmiştik.Kilosu 1620 gr, boyu 42 cm çıktı. Ultrasonda başı aşağıda, keyfi yerinde görünüyordu. Hareketli bebeğim burada da uslu durmadı ve ultrason cihazı karnımda dolaşırken cihazı tekmeledi. Cantuğ Bey çok hareketli olduğunu, bunun iyiye işaret olduğunu söyledi. Aldığım kiloyu sordu, 10 buçuk deyince onuda normal buldu. Bir dahaki randevu üç hafta sonra. Otuzikinci haftamı doldurunca gideceğiz. Otuz beşinci haftadan sonra daha sık kontroller başlayacak. Zaman çok hızlı geçiyor ve finale doğru yaklaşmak harika bir duygu. Alışveriş konusunda henüz harekete geçmedik ama listelerim hazır. Artık 30. haftamıza girdiğimiz bugün izinliyim ve Eskişehir'in ünlü Hamamyolu'nu ziyaret etmeyi düşünüyorum. Sadece AVM gezmekle olmaz, orada birçok butik dükkan var,  Hem bebek hem de lohusa malzemeleri bakacağım.














19 Ekim 2014 Pazar

Bir Hamileye Söylenmeyecek Sözler!

Posted by telvin on 06:34 with No comments
Bu hafta üst üste denk geldi ve duymaktan hoşlanmadığım birkaç sözle karşılaştım. Ben de hem kendi deneyimlerimden hem de çevremde duyduklarımdan yola çıkarak, 'bir hamileye söylenmeyecek sözler'i yazmaya karar verdim.

'İkiz mi bekliyorsun?' 

İkiz bekleyen hamileler daha büyük bir karınla, çok güzel hamişler olabilir ve bu soruda bir kötülük yok diye düşünebilir insan ancak ikiz beklemeyen hamile için tek bir anlamı vardır. Dışarıdan kocaman mı görünüyorum?

'Doğum yakın galiba?'

Özellikle hamileliğinin 7. ya da 8. ayını yaşayan hamileler için aynı şekilde kendini çok iri hissettiren sinir bozucu bir soru!

'Bu gidişle normal doğum yapamazsın. Bebek çok büyük maşallah'

Doktor muayenesinden sonra bebeğin son durumunu paylaştığınız birinin böyle bir yorum yapması. Aslında doğum şeklinizle ilgili yorum yapan, kendi hikayelerinin zorluğunu anlatan herkes aynı şekilde sinir bozucu.

'Kaç kilo aldın?' 

Bu sorunun rahatsız ediciliği soranın ifade ediş tarzına göre değişir. Hele karşıdaki hamile adayı bu konuda çok alıngansa o zaman soranın tarzı daha da kritik bir önem taşır.

'Aaa, sen kahve mi içiyorsun?'

Evet içiyorum, yiyorum, geziyorum. Doktoruma danışarak yaptığım, keyif aldığım, kendimi mutlu hissedeceğim her şeyi yapmaya çalışıyorum. Mutlu hamile, mutlu bebek demektir kardeşim. Elbette ki ona zarar verecek her şeyden uzak durmaya çalışıyorum, en değerlime karşı bencillik yapmıyorum. Ama doktorum dahil bir çok uzmanın izin verdiği günde bir fincan kahveyi de içiyorum. Oh mis...

'Allah kurtarsın!' -

Sanki hapisteyiz, neden kurtuluyoruz, ben bebeğimin her hareketini hissettiğimde mutluluktan ölüyorum, neden bundan kurtulmak isteyeyim? Bunun yerine o kadar iyi niyetliysen normal bir doğum, sağlıklı bir bebek dile. Dilenebilecek öyle çok şey var ki karşımızdakiler için, ama lütfen Allah kurtarsın! deme.

'Şimdiden bol bol uyu, sonrası hep uykusuz geçecek!' -

Böyle diyenlere, -uykuyu önceden depolamak için bilim adamları bilmediğim bir yöntem mi buldu? Öyleyse hemen başlayayım- diyesim geliyor. Ayrıca bebeğin uyku düzenini nereden biliyorsun, belki de ikimizde mışıl mışıl uyuyacağız, değil mi ama... Şimdiden moral bozmanın alemi nedir, sen böyle deyince ben kendimi daha mı iyi hissedeceğim acaba?

'Dokunabilir miyim?'

Arkadaşlarım böyle bir soru sormaz çünkü zaten ben bebek hareket ettiği anda ellerini tutup karnıma götürürüm ve heyecanla onlarla paylaşırım bu özel anı. Ama tanımadığınız birinin gelip bu soruyu sorması hatta bazen sormadan şak diye elini karnıma yapıştırması ne kadar hoş olabilir ki?

'Benim doğumum çok zordu, seninki inşallah öyle geçmez!' 

Böyle deyip senin merak edip etmediğine aldırmadan doğum hikayesini anlatmaya başlayanlar... Deneyime saygım sonsuz, yakın arkadaşlarımdan hiçbir web sitesinde, blogda öğrenemediğim ayrıntıları öğreniyorum ve bundan dolayı çok mutluyum. Ama ne olur daha yeni tanıştığımız insanlar bize mutlu hikayeler anlatsınlar,

'Bence sen *** tarihinden daha erken doğuracaksın!'

Doğum yapacağın tarih hakkında yorum yapılması. Mübarek sanki doktor, bebeğin gelişimi ile ilgili bir şey paylaşıyorsun karşındaki 'ooo o zaman sizinki erken gelir, kırkıncı haftasını doldurmaz' der. Tahminlerinizi kendinize saklayın lütfen, 'Inception' olmasın, bir hamilenin zihnine böyle tohumlar ekilmesin.

 'Senin kaç aylık olduğunu sordular, 8 aylık hamile dedim' 

En ilginçlerinden birini sona sakladım:) İş yerimizde görevli olan S. Hanım (daha 6 aylık hamileydim) masama gelerek; yukarıdaki cümleyi söyledi. Ben soran gözlerle bakınca da 'Eee, karnın çok büyüdü, nazar değmesin diye dedim' dedi.

'Cinsiyeti nedir?'

Bebeğin cinsiyetini sorup ya da direkt tahminde bulunup; eğer beğenmediyse örneğin o kız düşünürken sen erkek dediysen; ağzını yüzünü yamultan, hımmm diye ses çıkaran düşüncelerinin ne idüğü belirsiz insan. Evet sana diyorum, ben mutluyum, eşim mutlu ee bebekte mutludur herhalde... O zaman sana düşen, tebrik ve sağlık dilemek... O zaman onu yap ve düşüncelerini kendine sakla!

'Sakla şu göbeğini, nazar değecek!'

Dar giyme nazar değecek, pantolon giyme, hep bol elbise giy diye uyaran iyi niyetli teyzelerim. Göbek saklamak, her şeyden utanmak sizin zamanınızın özellikleriydi. Şimdi kadınlar (olabildiğince) özgür. Bırak kendimi nasıl mutlu hissediyorsam öyle yaşayayım. Bırak giymek istediklerimi giyip mutlu olayım değil mi ama!

'Doğumdan sonra bu günlerini arayacaksın!'

Bende biliyorum doğumdan sonra yeni bir hayatın beni beklediğini, şu an hamileyim, yeni bir hayata geçiş evresindeyim. Hamilelik sadece bebeğin büyüyüp hayata hazırlanması süreci değil, annenin de bebekle bağ kurarak bütün zorluklarına rağmen büyük bir aşkla bunu yaşamaya hazırlanması evresi. O zaman bunu bana söyleme, sağlıkla, mutlulukla, bebeğinle her yeni günün ayrı güzel geçsin de...






17 Ekim 2014 Cuma

Hastane Çantasında Neler Olmalı?

Posted by telvin on 06:28 with No comments


Bu hafta listelerden gidiyorum. Hazırladıklarımın çıktısını alacağım ve evin bir köşesine asacağım. Listeyi tamamladıkça da maddeleri tek tek sileceğim.

Hastane çantası; doğum sancıları ile veya sezeryan takvimi belirlendiyse hastaneye giderken yanınızda olması gerekiyor. İhtiyaçları bebek, anne ve baba ve genel olarak ayırdım.

Doğum çantası hazırlarken iki noktaya dikkat edilmeli. İlki doğumun gerçekleşeceği mevsim. (Bizim doğum Aralık veya Ocak ayında gerçekleşecek, bu da kış mevsimine göre bir ayarlama yapmak gerektiriyor.)

İkincisi de; doğum yapmayı planladığınız hastanenin koşullarına göre  istenin içeriğini hazırlamak.. Biz Eskişehir Acıbadem'de doğum planlıyoruz. Ben de doğum koçu ile yapacağımız ikinci görüşmede, hastanenin sağladığı imkanları soracağım. Böylece bavula ekstra bir şey koymamış oluruz.

Hastane Çantası: Bebek İçin

  • Yenidoğan takımı (2 adet)
  • Göbek bağı
  • Yelek veya hırka
  • Yenidoğan bezi
  • Yenidoğan biberonu
  • Yenidoğan emzik
  • Yenidoğan ıslak pamuk mendil
  • Omuz bezi (anne ve bebeği kucağına alanlar için)
  • Ağzı bezi (3-4 adet)
  • Pişik kremi
  • Islak pamuklu bez (alkolsüz)
  • 1 adet battaniye
  • Tırnak makası (belki hemşire keser)
  • Süt pompası (ilk anda süt gelmesinde sıkıntı yaşanması ihtimaline karşılık)
  • Oto koltuğu (hazır olmalı, hastane çıkışında bebeği eve götürmek için)

Hastane Çantası: Anne İçin
  • Pijama takımı (2 adet, önden düğmeli)
  • Gecelik (Eğer sezeryan olursa işe yarayacaktır)
  • Sabahlık
  • Hırka ya da şal
  • Terlik, çorap
  • Lohusa saç bandı
  • Emzirme sütyeni
  • İç çamaşırı (birkaç tane de büyük çamaşır götürmeli, sezeryan ihtimaline karşılık)
  • Göğüs pedi
  • Göğüs ucu için krem
  • Tarak ve toka
  • El aynası
  • Makyaj malzemesi
  • Duş havlusu, şampuan
  • Diş macunu, diş fırçası
  • Cep telefonu şarjı
  • Plates topu
  • Hastane çıkışında giyilecek rahat bir giysi
Hastane Çantası: Baba İçin
  • Eşofman takımı
  • İç çamaşırı 
  • Yedek kıyafet
  • Diş fırçası
  • Sling (ana kucağı - anne hastane çıkışında çok yorgun olabilir ve taşıma işi babaya düşebilir.)
  • Atıştırmalık (gecenin bir yarısı acıkan baba için gerekli olabilir)
Genel Malzemeler
  • Not defterim ve kalem
  • Telefonlar, Şarj aleti
  • Fotoğraf makinesi
  • Bilgisayar, şarj aleti
  • Kitap, dergi (Bilinçli Bebek veya Mahallenin En Mutlu Bebeği olabilir:) )
  • Doğumdan sonra aranacakların listesi (o heyecan ve yorgunlukla kimseyi atlamayalım)
Alınmaması Gereken:
  • Deodorant, parfüm (Bu konuda plates hocam uyardı bizi ve ben de çok hak verdim kendisine. Bebek doğar doğmaz anne ve babanın öz kokusunu hissedebilmeli. O yüzden hiçbir şey kullanmamakta fayda var.)                                               




16 Ekim 2014 Perşembe

Yenidoğan Bebek İhtiyaç Listesi

Posted by telvin on 07:15 with No comments

Bebek eve geldiği andan itibaren banyosu, beslenmesi, uyuması, bezi, sağlık takibi, günlük ihtiyaçları, dışarıya çıkıp dolaşması, araç içerisinde yolculuk yapabilmesi, oynaması anlayacağınız günlük hayatın rahat devam edebilmesi adına birçok malzemeye ihtiyaç duyuyor.

Artık 29. haftadayız, ihtiyaçları alıp bebeğimizin geleceği güne hazırlanmak gerekiyor. Ayrıca bir de hastane çantası listesi oluşturmalıyım, düşününce benim hastane çantası için hazır olan tek eşyam bir arkadaşımın hediye ettiği şık bir terlik:) Şimdi böyle yazınca, geç mi kaldım acaba stresine girmedim desem yalan olur.

Bebek Geldiğinde Evinizde Olması Gerekenler:

Giyim
  • Çıtçıtlı body
  • Tulum
  • Çorap
  • Eldiven
  • Şapka
  • Önlük
  • İç zıbın
  • Dış zıbın
Beslenme
  • Yeni doğan biberon seti (Umarım ihtiyaç olmaz ve bebek ilk altı ay emerek doyar.)
  • Süt saklama poşetleri
Uyku
  • Beşik veya Park Yatak
  • Uyku Seti (Baş ve kenar koruyuculu olanlar tercih edilebilir)
  • Yan yatış yastığı
  • Uyku tulumu
Banyo
  • Küvet, küvet filesi
  • Kova, maşrapa
  • Şampuan
  • Banyo süngeri
  • Banyo havlusu
  • Nemlendirici krem
  • Kulak çubuğu
  • Bebe losyonu
Günlük İhtiyaçları 
  • Bebek Bezi (15 günlük olunca iki numaraya geçiliyormuş, stok yapacaksanız ona göre alın.)
  • Pişik kremi
  • Bebek pudrası
  • Yeni doğan tarak, tırnak makası v.b. seti
  • Yenidoğan ıslak pamuk mendil
  • Burun aspiratörü
  • Bebek için çamaşır tozu
  • Alt değiştirme pedi (kullan-at)
  • Pişik kremi
  • Emzik
  • Bebek telsizi
  • Buhar Makinası (Özellikle kışın kuru havaya karşı çok önemli)
  • Dijital Termometre (Kulaktan ölçenler en kolayı olacaktır sanırım.)
Oyun
  • Dönence (müzikli ve elektrikli olanları öneriliyor) 
Gezmece - Yolculuk
  • Sling (Bebeği dışarıda anneye ya da babaya en yakın şekilde taşımak için)-
  • Bebek Çantası (Bebeğin dışarıda ihtiyacı olacak bütün aparatları taşımak için-taşıma kolaylığı açısından sırt çantası tavsiye ediliyor...)
  • Puset
  • Kanguru
  • Ana kucağı
  • Ev tipi ana kucağı
Anneyi unutmayalım
  • Emzirme sütyeni
  • Emzirme atleti
  • Süt sağma pompası (Elektrikli veya manuel, ikisinin de kendine göre avantaj ve dezavantajları varmış.)
  • Göğüs kremi
  • Göğüs pedi



13 Ekim 2014 Pazartesi

Hamilelikte 28. Hafta: Yok Böyle Bir Yorgunluk!

Posted by telvin on 06:46 with No comments
Hamilelikte 28. hafta - Babycentre

Bebeğim her geçen hafta biraz daha büyüyor, hareketleri güçleniyor. Bazen göbeğimi çılgınca geriyor, bazen karnımda bir kule gibi yükseliyor, anlayacağınız o, içeride canı ne ister ise onu yapıyor. Peki bana yedinci ayımızın son günlerini yaşadığımız bu günlerde neler oluyor?

1)Bebeğimin hareket ettiği her anın tadını sonuna kadar çıkarıyorum. Onu daha çok merak etmeye, kime benzeyeceği, nasıl bir karakteri olacağı konusunda hayaller kurmaya başladım.

2) Şimdiye kadar, hamilelik süreci ile ilgili bilgileri, bebekte oluşan değişimleri büyük bir merakla okurdum, okumaya da devam ediyorum. Doğum yaklaştıkça okuduğum konu başlıklarına, doğumdan sonraki süreç, lohusalık, emzirme, bebek psikolojisi gibi başlıklarda eklendi.

3) Harvey Karp'ın 'Mahallenin En Mutlu Bebeği' kitabını hatmedercesine okuyorum. Bebeklerle ilgili bakış açımı değiştiriyor, kitapla ilgili düşüncelerimi bir başka blogda yazacağım.

4) Karnım iyice büyüdü, kendimi taşımak, oturmak, kalkmak, yatmak oldukça güçleşiyor.

5) Geçen hafta geceleri ellerimde oluşan uyuşma yerini, bileğimde oluşan ağrılara bıraktı. Bu hafta birkaç gece uyandığımda el ve ayak bileklerimin aynı anda sızladığını hissettim. Haftanın son dört günü ise sağ el bileğimde ağrı vardı. Sanki burkmuşum gibi, sanırım karpel tünelle ilgisi var, çünkü bileğimi zedeleyecek bir hareket yapmadım.

6) Çok hızlı yürümüyordum belki ama bu hafta daha da yavaş yürümeye başladım:)

7) Aralarda hissettiğim yorgunluk hissi mesaisini artırdı. Neredeyse tüm gün, otururken, evle uğraşırken, iş yerimde, öğle yemeğine giderken, dönerken, - çok yorgun hissediyorum. Bir dipnot: Platese giderken de çok yorgun oluyorum ancak bittikten sonra enerji ile doluyorum.

8) Göbeğim bazı anlarda taş gibi oluyor. Sanırım bu durum Braxton Hicks kasılmalarıyla ilgili ya da bebek yapıyor. Açıkçası hala bunun ayırdına varamıyorum.

Gelelim genel anlamda haftanın nasıl geçtiğine:

Öncelikle bu haftanın başında öğrendim ki; sevgili doktorum Ahmet Bey, Eskişehir Acıbadem Hastanesi'nin başhekimi olmuş. Güzel bir haber. Bana ne oluyorsa; gurur duyduğumu dahi söyleyebilirim. Sadece son haftalarımı ve doğumu kendisi ile tamamlamak isteyen bir hastası olarak; artan iş yoğunluğu bizlere ne kadar yansıyacak merak ediyorum? Önümüzdeki haftanın sonunda randevumuz var, kendisine de bu durumu sormayı düşünüyorum.

Bu haftanın başında Kurban Bayramı nedeniyle İstanbul'daydık. Gitmeden önce bebek alışverişi için yaptığım uzun liste hiçbir işe yaramadı. e-bebek ve birkaç büyük mağaza gezdik ama ne iyi, ne doğru ayırd etmek, onca ürün konusunda karar vermek o kadar zor geldi ki... Artık Eskişehir'deyim. İyice araştırma yapıp kimi mağazadan, kimi internetten olmak üzere yapacağız alışverişi.

Bu arada bayramda kayınvalidemle ilgili ilginç bir şey öğrendim. Eşim ve kardeşi ile ilgili bebeklik anılarını anlatırken bahsetti. Bebek yıkamayı hiç sevmiyormuş. Eyvah! Biz şimdi ne yapacağız? Anladığım kadarıyla temel nedeni, bebeğe bir şey olursa ne olacak korkusu... Kendisine hak veriyorum, neyse ki; bebekle ilgili hayatı kolaylaştıracak bolca aparat var. Annemiz yanımızda olsun yeter:)

Bu haftanın sonunda Acıbadem Hastanesi Doğum Koçu Eda Hanım'la randevumuz vardı. Doğuma ve sürece dair bolca bilgi aldık kendisinden. Bunu bir başka blogda paylaşacağım.



10 Ekim 2014 Cuma

İstanbul'da Hamile Olmak!

Posted by telvin on 02:47 with No comments

Bir zamanlar İstanbul'da yaşayan ve şehrin sorunlarını, zorluklarını iyi bilen biri olarak, bu şehirde hamile olarak yaşamanın, dolaşmanın daha da zor ve yorucu olduğunu söyleyebilirim. O yüzden şimdiden; bebeğini bu şehirde karşılamış olan ya da karşılamaya hazırlanan tüm hamile hemcinslerime saygılarımı sunuyorum. Ve burada kaldığımız Kurban Bayramı tatili boyunca gözlemlediklerimi yazmak istiyorum.

İstanbul'da Hamile Olmanın Zorlukları:

1) Herkesin tahmin edebileceği gibi en büyük problem ulaşım. Eşimle, bir zamanlar tozunu dumana kattığımız Beşiktaş, Beyoğlu eski günlerini yad etmek üzere yola çıktık. Park sorunuyla uğraşmamak için toplu taşıma araçlarını kullandık. İstanbul bildiğimiz gibi demek isterdim ama bıraktığımızdan çok daha kötü maalesef... Ne metroda ne otobüste kimse kalkıp yer vermiyor. Bırakın hamileyi, kucağında çocuk taşıyana bile kimse dönüp bakmıyor. Çoğu kişinin görmezden gelme taktiği aynı: Elindeki telefon ile oynama...

2) Yorgunluk: Şehrin her yeri uzak geliyor insana ve sancılansanız, yorulsanız evinize kısa zamanda dönüp dinlenme şansınız hiç yok.

3) Hastane uzaksa yandınız! Kontrollere gidip gelmek, hele bir de doğum sancılarınız tuttuğunda hastanenize yetişmek gerçekten büyük stres.

4) Çalışan hamileler: Hamileliğin her döneminin ayrı zorlukları var. Ama en çok da halsizlik, yorgunluk vuruyor insanı. Sabah çok erken saatte kalkmak zorunda kalıp, işe giderken 2-3 vasıta değiştiren anne adayları için hayat hiç de kolay olmayacaktır. Bir de bu yolun dönüşü var!

5) Trafik: Otobüste, dolmuşta yolcu da olsanız, şoför koltuğunda oturuyor da olsanız, trafik stresi hep aynı. Erkek, kadın, genç herkesi mağdur eden trafik hamileleri çok daha fazla etkiliyor. Ve stres ne bir hamile ne de bebek için iyi değil.

İstanbul Güzel Ama...

Yorgun, kalabalık bir şehirdeyseniz, ulaşım uzun sürüyorsa bir de üstüne bindiğiniz araç tıka basa doluysa belki kendi anne-babanızı dahi gözünüzün görmeyeceği bir raddeye gelmiş olabilirsiniz. Ancak duyarsızlaşmak kimseye bir şey kazandırmıyor, tam tersine gittikçe mutsuz, birine yardımcı olmak gibi küçük, anlık tatminlerden yoksun, içine kapanmış, öfke dolu bir toplum olmaya doğru gidiliyor...












8 Ekim 2014 Çarşamba

Hamilelikte 27. Hafta: Geceleri Ellerim Uyuşuyor

Posted by telvin on 00:02 with No comments
Hamilelikte 27. hafta - Babycentre
Artan iştahımla baş başayım. Son 3 haftadır düzenli olarak 500 gr alıyorum. Bu haftalarda bu durum normalmiş. Ancak işi matematiğe vurunca ve son üç haftayı da katınca doğuma kadar 8 kilo alacağım gibi görünüyor. Hamile kaldığımdan beri toplam 16 kilo almış olarak bitirebilirim hamileliğimi ya da daha fazla:) Yaşayıp göreceğiz bakalım.

Bu hafta ellerimde uyuşma başladı. Geceleri sağıma yatıyorsam sol elim uyuşmuş olarak, soluma yatmışsam sağ elim uyuşmuş olarak uyanıyorum. Tuvalete gidip gelene kadar uyuşma hissi geçiyor. Araştırdığımda bunun normal olduğunu okudum, eğer artarak devam ederse daha ötesi karpel tünel sendromuymuş. Eğer gün içine de yayılırsa bu uyuşmalar, doktorumu arayacağım.

27. Haftanın sonlarına doğru Kurban Bayramı vesilesi ile İstanbul'a eşimin ailesinin yanına gittik. Yolculuk konusunda biraz tereddütlüydüm. Mesai çıkışı yapacaktık yolculuğu ve tüm gün iş yerinde oturuyor olmanın üzerine en az 4 saatlik yolculuk eklenecekti, bu beni ve bebeği ne kadar yoracaktı bilmiyordum. Yolculuk sırasında dikkat ettiğim noktaları aşağıda yazdım, İstanbul'da bir hamile olarak dolaşmanın zorluklarını ise bir başka blogda yazacağım.

İşte bir hamile olarak yolculuk sırasında yaşadıklarım:

- Ön koltuğu geriye doğru ittik ve biraz arkaya doğru yatırdık. Böylece dik oturmanın bir süre sonra sırtımda oluşturacağı ağrıdan korunmuş oldum.

- Sık sık mola verdik, her saat başı... Molalarda volta attım, böylece kan dolaşımım değişti.

- Bol su ve meyve tükettim. Su içmek sürekli tuvalet ihtiyacı doğması anlamına geliyor olsa da; sık sık mola verdiğimiz için bu sıkıntı olmadı.

- Beni tek huzursuz eden bebeğimin yolculuğun sonlarına doğru oldukça sert hareketlerle kıpırdanmaya başlamasıydı. Huzursuz mu oldu acaba diye merak ettik ama yapabileceğimiz pek bir şey yoktu.

Uzun Bir Alışveriş Listesi:

İstanbul'a gitmişken ilerleyen haftalarda yolculuk yapma şansımın azalacağını bildiğim için gün içinde internette araştırma yaparak hem doğum için Hastane Çantası'nda hem de bebek doğduktan sonra neler gerekeceği, ilk etapta nelere ihtiyacımız olacağı konusunda derin bir araştırma yaptım ve bir liste oluşturdum. Ama ne liste!

Hepsi küçük birer ayrıntı belki ama hiç biri gereksiz görünmüyor ve hepsi elinizin elinizin altında olması gereken ürünler. Bu listeyi bir başka blogda sizlerle paylaşacağım. e-bebek gibi mağazalara uğrayıp yerinde inceleyerek, bu ürünlere bakmak ve alışverişin bir kısmını yapmak istiyordum.

Hayal Gibi!

Bebeğimin gün geçtikçe büyüdüğünü, güçlendiğini, ben buradayım artık! dediğini hissediyorum. Eşim bir hafta yoktu ve döndüğünde o da dışarıdan dokunarak bebeğimizin büyüdüğünü hissedebildi. Böyle tatlı bir mucizeyi paylaşmak şahane bir duygu. Ama inanın bebeği bu kadar hissediyor olmama, ultrasonda gördüklerimize, göbeğimin kocaman olmasına rağmen her şey hayal gibi geliyor.

Hamileliğin 27. haftası ile ilgili internette okuma yaparken 27 haftalık doğmuş bir bebeğin fotoğrafını gördüm. Küçücük ama hayata tutunmuş ve tamamen gerçek bir görüntüydü.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Hamilelikte 26. Hafta: Yalancı Kasılmalarla Tanışma

Posted by telvin on 02:02 with No comments
Kasılmanın olduğu gün - Pilatesle rahatlamaya çalışıyorum
Eşim bu hafta yurt dışında, geçtiğimiz Pazar gününden beri bebeğim ile baş başayız. Gündüzler iş yerinde büyük bir hızla akıp gidiyor zaten. Salı ve Perşembe akşamları da düzenli devam ettiğim 'Hamile Pilatesi' dersindeydim. Geriye kalan günler eve gelip bir şeyler yemek ve film izlemekle geçti.

Havanın soğuması kışlıkları çıkarmanın vaktinin geldiğini gösteriyordu ve ben de öyle yaptım. Ayrıca bebeğin eşyalarını koyacağımız dolabın içindekileri boşalttım ve dolabı temizledim. Geri kalan zamanda da uzandım ve bebeğimi dinledim, onunla konuştum. Hatta bir akşam canım melemen istemişti, pişirirken ona da tarifini anlattım, lezzeti sevmiş olacak ki, yemekten sonra bol bol kıpırdadı.

Çok iyi giden haftanın nazar boncuğu Perşembe günü oldu. O gün öğleden sonra birden karnımda bir gerilme ve kasılma başladı. Bu haftalarda bunun doğal olduğunu biliyorum, Braxton - Hicks kasılmaları, nam-ı diğer yalancı doğuma hazırlık kasılmaları bunlar. Bu kasılmalar düzenli aralıklarla olmadığı sürece tehlike arz etmeyen, anne adayını ve rahimi doğuma hazırlayan kasılmalar. Fakat aradan bir iki saat geçmesine rağmen karnımdaki gerginlik aynen devam etti. Akşamında pilatese gidecektim ve egzersiz yapmanın beni rahatlatacağını düşünüyordum. Pilates hocamız her zamanki gibi egzersiz öncesi sohbete başladı ve nasıl olduğumuzu sordu. Ben durumumu anlatınca karnımı kontrol etti ve bebeğin çok yukarıda ve önde durduğunu; beni rahatsız edenin bu olduğunu söyledi. Gerçekten de bebeğim göbeğimin üstüne asılmış ve ön tarafa dayanmış bir şekilde duruyordu ve keyfi yerinde olacak ki saatlerdir o şekilde takılıyordu. Ertesi sabah biraz daha rahatlamış uyandım ancak bizimki öğleden sonra eski yerine yerleşti ve annesinin karnını bir güzel gerdi. Sanırım bu sefer öyle bir yere baskı yaptı ki, hiç kırgınlığım, soğuk algınlığım v.s. olmamasına rağmen akşam bir-iki saat yüzüm ve ellerim alev alev yandı. Bende uyku bizim ilacımız diyerek erkenden yattım. Hem ben yattıktan sonra uzun bir süre, hem de sabah uyanır uyanmaz uzun bir süre hareket etti. Gittikçe güçlendiğini hissediyorum, büyüdüğünü, hareket alanının kısıtlandığını. Bazen karnıma öyle bir dayanıyor ki, sırtı veya bacağı (henüz çok ayırt edemiyorum) dışarıdan görünüyor. Doktora geçen haftaki muayenede bunun normal olup olmadığını sordum, o da fazla kilo almadığım için böyle rahat hissedebildiğimi (ki kendisinden bir buçuk ay önce hamileliğimin ilk aylarına göre fazla kilo aldığım için azar işitmiştim:) ) söyledi.

26. haftanın kapanışını çok sevdiğim dört arkadaşımla harika bir gün geçirerek yaptım. Eşim yurt dışındaydı Önce Ayten Usta'da güzel bir kahvaltı ettik, - tabii aralarında en iştahlıları bendim - sonra kahve içmeye gittik, alışveriş yaptık ve akşamında da sinemaya gittik. Romantik komediydi - Aşka Dair- Sanırım hormonlarımın da etkisiyle ben pek eğlendim, kızlar biraz sıkıldı. Sonra da beni bıraktılar, geriye geçirilmiş uzun, güzel bir günün anısı kaldı.
Bugün itibarı ile 27. haftaya başlıyoruz, diğer bir deyişle 3. trimester başlıyor. Bu son dönemeçte bebeğimin hızla kilo alacağını, büyüyeceğini, dünyaya uyum sağlamak için son hazırlıklarını yapacağını biliyorum. Umarım bugüne kadar olduğu gibi her anına şükrettiğim güzel bir süreç olur ve ikimizde sağlıkla 40. haftada buluşuruz. Seni seviyorum bebeğim:)











26 Eylül 2014 Cuma

Mutlu Hamilelik Ama Nasıl?

Posted by telvin on 06:04 with No comments

Çocuk psikoloğu olan bir arkadaşımla hamileliğimin daha başlarındayken fetal psikoloji (cenin psikolojisi) üzerine konuşmuştuk. Kendisi yurt dışında bu konuyla ilgili ciddi araştırmalar yapıldığından, annenin psikolojisinin bebek üzerinde önemli etkisi olduğu üzerine önemli veriler elde edildiğinden bahsetmişti. İşin bilimsel boyutunu bilemem ama özellikle bebeğin içimdeki hareketlerini hissettikten, varlığını tam olarak benimsedikten sonra anladım ki, bebek içerideyken her şeyden bihaber, bireysellikten uzak biri değil. Yaşantımdaki olaylara tepki vermeye, kendini rahatsız hissettiği anlarda beni uyarmaya (sağıma yatmama hiç izin vermiyor mesela, hemen tepinmeye başlıyor:) ) güzel bir müzik duyduğunda sakin sakin dinlemeye başlayan haftalar geçtikçe dış dünyanın etkilerinden haberdar olan gerçek bir birey.

Nasıl benim yediğim, içtiğim şeylerden doğrudan etkileniyorsa, nasıl ben sağlıksız besleniyor olsam, sigara - alkol alkol kullansam bundan kötü bir şekilde etkileneceği kesinse; benim yaşadığım bütün duygusal iniş-çıkışların, mutlulu anlarımın veya üzüntülerimin de aynı şekilde ona yansıyacağı kesin. Dediğim gibi bunları bilimsel bir veriye dayanarak yazmıyorum, bu sadece içsel bir his. Cenin psikolojisi ile ilgili yaptığım aramada aşağıda bir kısmını alıntıladığım Psk. Dr. Yaşar Kuru'ya ait bir yazıya ulaştım. 'Annenin duygusal dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun - ceninin - da aynı olaylarla şekillenmektedir' diyor Dr. Kuru. Bu yüzden her şeyden önce bebeğimin hayatına etki ettiğine inandığım duygu dünyamın olabildiğince dengeli, mutluluk ve huzurla çevrili olmasını önemsiyorum.

Doğum Öncesi Bebek Pedagojisi

Anne karnında çok iyi korunan bebek, dış etkilerden bütünüyle uzak kalamamaktadır. Mesela, anneler yorgun olduklarında, karnındaki bebeğin hareketlerinin arttığını tecrübeleriyle bilmektedirler. Ayrıca bu durum, kontrollü bir biçimde deneysel olarak da belirlenmiştir. Annelerin merdiven çıkmasından yada sigara içmesinden sonra, bebeğin kalp atışları hızlanmaktadır.

Anne heyecanlanıp üzülünce, korkunca; faaliyete geçen iç salgı bezleri kana karışmakta, kana karışan bu salgılar, çocuk ile anne arasındaki sıvı yolu ile çocuğa ulaşmaktadır. Bu şekilde, henüz anne karnındaki bebeğin, anneyi etkileyen tüm faktörlerden etkilendiğini bilmiş oluyoruz.

Hamilelik süresince annenin maruz kaldığı anksiyetelerin, streslerin; çocuk doğduktan sonra çocuğu, birçok hastalıklara karşı dirençsiz bıraktığını araştırmalardan öğreniyoruz.

Çocuğun karakterinin köşe taşları, hamilelikte ve anne adayının haberi olmaksızın yerlerine oturur.

******

 "Cenin Psikolojisi"nin Anlamı

Cenin psikolojisi; "anne karnındaki embriyonun [ceninin], anne vasıtasıyla yaşadığı psikolojiye verilen isimdir. Kısaca diyebiliriz ki, hamililik süresince bir anne, ne ile meşgul oluyorsa, duygu dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun -ceninin- da duygu dünyası aynı olaylarla şekillenmektedir.

Eğer anne, korku nöbetleriyle hamileliğini geçirmişse, muhtemeldir ki, doğacak çocukta da bu korku nöbetlerinin izleri bir "ömür boyu" devam edip gidecektir. Yada, çok karşılaşılan başka bir durum da, "istenmeyen" hamileliği mecburi olarak yaşayan bir annenin ruh halidir.


Yazının tamamını okumak isterseniz: http://www.batitrakya.org/kose-yazilari/yasar-kuru/dogum-oncesi-bebek-pedagojisi.html

Mutlu Hamile Olmak!

Dokuz ay on gün süren hamilelik döneminde; bütün bu süre boyunca; aile, akraba, arkadaşlar, iş arkadaşları ve daha birçok sosyal ortamla çevriliyoruz. En başta hormonlarımız bizi ele geçiriyor. Dış etkilere çok daha açık hale geliyoruz. Başta eşimiz olmak üzere söylenenlerden, yapılanlardan daha kolay etkilenebiliyoruz. Belki evliliğin kötü bir evresindeyiz, belki eşimiz bize asla yardımcı olmuyor, kayınvalidemiz her görüşmemizde psikolojimizi alaşağı ediyor, iş yerinde bırakın konuşmayı gördüğümüz anda saçlarımızı diken diken eden insanlar var, patronumuz veya işgüzar müdürümüz anlayışsızlık ve kabalık konusunda oskarlık performans sergiliyor, her konuşmasında negatiflik akan, tüm enerjimizi sömüren duygusal vampirlerle çevriliyiz, üstüne bir de hamileliğimizle ile ilgili yorum yapmayı görev edinmiş işgüzar akraba, komşu ya da yolda karşılaştığımız yabancılar var. Ve ne mümkün ki başımızdan birer cam faunus geçirip; 9 ayı tüm bunlardan izole bir biçimde geçirebilelim.

Ben Neler Yapıyorum?

1) İçimdeki bebeği seviyorum. Sanırım her şey bununla başlıyor. Çünkü onu ne zaman düşünsem veya hareketlerini hissetsem sıcacık bir duygu oluşuyor. Burada o benden değil, ben ondan besleniyorum. Hem de bolca:)

2) Beni geren insanlardan uzak durmaya çalışıyorum, konuşabildiklerimle konuşuyor, onları uyarıyorum. (Şimdiye kadar bunu iki kere yaptım ve hiç pişman değilim.)

3)  Hamile Pilatesi'ne gidiyorum. Sporun nefes açma, esneme, egzersiz yapmış olma gibi bir çok faydası var. Ama asıl önemli olan benim gibi hamile olanlarla bir arada olmak, aynı dili konuşmak, sıkıntıları paylaşmak. Bu çok özel çünkü; dünyada yalnız olmadığını bilmek kadar değerli bir şey yoktur bence.

4) Daha önce sigara tiryakisi olmadığım için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Aklımın köşesinde yer eden, içemediğim için beni huzursuz eden bir alışkanlığım yok. Sigara kullanan bir çok arkadaşım hamile kalırlarsa ne yapacakları konusunda çok huzursuz, bende değişen hormonlardan; bebeğin getirdiği mutluluktan bahsederek önceliklerinin değişeceğine onları ikna etmeye çalışıyorum.

5) Kendimi kısıtlamamaya çalışıyorum, bahsettiğim sınırsız yemek değil tabii:) Arkadaşlarımla görüşme, eşimle iyi vakit geçirme, kendimi kimseye karşı bir şeylere mecbur hissetmeme, dinlenme fırsatlarını değerlendirme ve daha dolu bir sürü şey. 'Hayat bunu yapmalıyım, bunu da yapmalıyım, süper olmalı, her şeye yetişmeliyim' lerle geçmiyor.

6) Tabii her şey bende bitmiyor, her şeyden önce iki kişilik bir durum hamilelik. Eşim de bunun farkında ve destek. Sıkıntıya düştüğüm anlarda onunla konuşuyorum ve desteğini istiyorum. Yanınızda hayatı sizin için kolaylaştıran birinin olması paha biçilemez.


25 Eylül 2014 Perşembe

Düşmanlar Çatlasın Ama Göbekler Asla!

Posted by telvin on 03:26 with No comments

Hamilelik dönemi her anıyla güzel. Hatta ağrısı, sızısı, endişeleri, korkuları ile bile. (Tabii bunu altı ayını yeni doldurmuş bir hamile olarak söylüyorum, son üç ay çok zor geçiyormuş, bakalım yaşayıp göreceğiz)

Hamilelik sadece bebeğin oluşumuyla ilgili bir süreç değil elbette. Kadın olarak bir bebeği yeni bir hayata hazırlamak için vücudumuzda oluşan bir çok değişimle de yüzleşmemiz ve başa çıkmaya çalışmamız gerekiyor. Hamilelik çok büyük bir oranda gelecekle ilgili endişelerin tavan yaptığı bir süreç olsa da, bir kadın olarak estetik kaygılarımızda işin içine girer.

Hamilelikte kendimizle ilgili merak ettiğimiz başlıca soru(n)lar:

  • Hamilelikte alınan kilolar nasıl verilir?
  • Hamilelikte ciltte oluşan lekeler daha sonra geçer mi?
  • Hamilelikte büyüyen göğüslerim doğumdan sonra sarkar mı?
  • Hamilelikte vücudumun şekli ne kadar değişir? Doğumdan sonra düzelir mi?
  • Hamilelikte göbek çatlakları nasıl oluşur? Kurtulma şansım var mı?


Bu kaygıların hepsinden az ya da çok bende de var. Ancak son madde yani 'hamilelik çatlakları' en az etkide bulunabileceğim konu bence. Kilo fazlası doğumdan sonra azimle verilebilir, hamilelikte oluşan cilt lekeleri çoğunlukla doğumdan sonra geçiyormuş (henüz bende oluşmadı), vücut şeklimizi bir şekilde spor, pilates v.s ile düzenleyebiliriz ama ya çatlaklar!Cerrahi estetik müdahale gibi çözümler var elbette, ama bir çok kadın böyle bir müdahaleyi tercih etmeyebilir.

Yedinci ayıma girdiğim bu günlere kadar ben neler yaptım hamilelik çatlakları ile mücadele için:

1) Son üç-dört aydır mevsim zaten yazdı ve ben kendimden beklemediğim bir performansla bol su içtim.

2) Göbeğim hamileliğimin daha en başında belirginleşmeye başladı. Bende sabah akşam ya Bebanthol Çatlak Önleyici Krem ya badem yağı ya da kako yağı sürdüm. Belli bir düzenim yok. O an canım hangisinden sürmek istiyorsa onu kullanıyorum. Özellikle duştan sonra hala ıslakken badem yağı sürmenizi öneriririm. Saatler sonra bile cildiniz yumuşacık oluyor.

3) Satıcı, tatlı badem yağının tüylenme yapabileceği konusunda beni uyarmıştı. Ama ben yinede aldım. Hem sabah akşam kullanmıyorum hem de verdiği nem hissi ve koruyuculuğuna güveniyorum.

4) Elimdeki malzemelerin hangisini uygularsam uygulayayım sadece göbeğime çalışmıyorum. Ellerimin uzanabildiği kadar sırt kısmıma, göbeğimin alt kısmı ile üst bacağıma da sürüyorum. Sadece göbek büyüyor gibi görünse de; aslında vücudumuzun hemen her yeri geriliyor. Bu yüzden karın dışındaki bölgeleri de ihmal etmemek gerekiyor.

Bugün itibarı ile son durum hiç çatlak oluşumu yok, ancak önümde daha üç ay olduğunu düşününce sonuca varmak için çok erken olduğu bir gerçek:)

23 Eylül 2014 Salı

Hamilelikte 25. Hafta: Şeker Yüklemesi Üzerine Kahvaltı Yüklemesi!

Posted by telvin on 03:08 with No comments
Ayten Usta - Eskişehir
Geçtiğimiz hafta hamileliğimin 25. haftasıydı ve benim cumartesi günü şeker yüklemem yapıldı. Daha önce forumlarda okuduğum kadarıyla hem şekerli suyun bayıcı tadı, hem de iki saat sürmesi dolayısıyla pek çok kişi şeker yüklemesinden kötü bir deneyim olarak bahsediyor.

Ben de aklımın bir köşesinde okuduklarımın oluşturduğu bir ön yargıyla gittim hastaneye. Öncesinde doktorumuzla randevumuz vardı. Ayrıntılı USG raporunu değerlendirdi, daha önce telefonla görüşmüştük zaten. O zaman da bu bulgunun tek başına önemli olmadığını söylemişti. Kısa bir sohbetten sonra USG'ye geçtik. Bana göre uzun bir aradan sonra bebeğimi göreceğim için çok heyecanlıydım.

Doktor önce bebeğin pozisyonunu tarif etti ki inanın ben anlamadım içeride o an nasıl durduğunu. Yanağına elini dayayıp keyif çattığı için yüzünü de göremedik beyimizin.  Kilosu 1018 gr, boyu 35 cm olmuş. Doktor şeker yüklemesi ile birlikte kan sayımı ve idrar testi de istedi.

Aşağıya indik, kan alınması için koltuğa oturduğumda hemşire elinde iki küçük plastik bardak dolusu şekerli suyla geldi. Önce parmağımdan bir damla kan aldı. Şekerimin şeker testi için uygun olup olmadığını ölçtü. Sonra kanımı aldı, bir saat hiç bir şey yemeden, içmeden, hastaneden hiç bir yere ayrılmadan beklememi söyledi. Bizde eşimle hastanenin kafeterya kısmına çıktık ve beklemeye başladık. Böylece önce birinci saat, sonra ikinci saat sonunda kan verdim.

Hamilelik İçin Şeker Yüklemesi İzlenimleri:

1) Herkesin yapısı farklıdır muhakkak ama gerçekten de okuduğum gibi kötü bir deneyim olmadı yükleme. İki saat boyunca acıkma, bulantı v.s. hissetmeden zaman geçirdim. Arkadaşlarımla telefonlaştım, eşimle sohbet ettim, kitap okudum.

2) Her hastanede farklı mıdır bilmiyorum ama Eskişehir Acıbadem'de limonata olarak veriyorlar. İçerken zorlanmadım, içtikten sonra da bulantı, baygınlık hissi v.s. olmadı.

3) Hastane dışına çıkmanıza kesinlikle izin verilmiyor. Sanırım bayılma gibi bir durum olursa anında müdahale etmek için.

4) İki kere sol, bir kere de sağ kolumdan kan alındı. Siz her seferinde iğne ile muhattap olmak istemiyorsanız ilk kan alınırken damar yolu açtırabilirsiniz. Karar sizin.

2. saatin sonuna doğru eşimle önemli! bir karar vermemiz gerekiyordu. Ne yiyecektik:) O da sabahtan beri bir şey yememiş, beraber yiyelim diye beklemişti. Öğle saatlerine girdiğimiz için o iskender yemek istiyordu, kahvaltı delisi olan ben ise uzun zamandır gitmek istediğim Ayten Usta'da kahvaltı etmek.

Bu arada bebeğimiz içeride kıpır kıpırdı, ona da fikrini soralım dedik:) İskenderciye mi gidelim dediğimizde tekmeliyor, kahvaltı deyince duruyordu. Yani tam babasının oğlu... Tabii ki ben iki saattir kan verdiğim, aç kaldığım! için kahvaltıcıya gitmeyi istediğimde baba-oğul dayanışması işe yaramadı ve son kanı verdikten sonra Ayten Usta'da kahvaltı yüklemesi yapmak üzere yola çıktık...








Hamilelik ve Arkadaşlar - 2 -

Posted by telvin on 00:07 with No comments


Benim için arkadaşlarım daima çok önemli oldu. Bunda tek çocuk olarak büyümemin önemli bir etkisi olabilir büyük ihtimalle. Bu durum evlendikten sonra da geçerliliğini korudu benim için. Ne olacak ben evlendim, şimdi de çocuk geliyor hayatım zaten ta en dipten değişiyor diye düşünüp arkadaşlarına arkasını dönenlerden olmadığımı ve bundan sonra da olmayacağımı düşünüyorum. 

Benim böyle bir arkadaşım var mesela; çok ama çok severim kendisini ancak, tanıdığımdan beri hayatının her sorumluluğunu en uçta ve ciddi bir biçimde ele alır ve şimdi de bir çocuğu var. Tahmin edersiniz ki; işin bu kısmını da en uçta yaşıyor ve çocuğuna bütün sorumluluğu ile tapıyor. Bunun neresi yanlış diyebilirsiniz; elbette ki hayatımızın merkezinde eş ve çocuklarımız var, bebeğimin rahmime düştüğünü öğrendiğim günden itibaren hayatımı ona göre yönlendiriyorum, yeme, içme, sosyal hayat, hepsi... Fakat bir yandan da kendi hayatımızı yaşamayı ve kendimizi gerçekleştirmeyi unutmamamız gerekiyor. Ve özellikle kadınlar (toplumun kendilerine biçtiği onlarca rolden dolayı) bundan çoktan vazgeçiyor. Neyse konuyu saptırmaya başladım, arkadaşlara döneyim:)

Evlilik, çocuk v.s. gibi olayları henüz gündemine almamış arkadaşlarınızdan hiç kimse büyük bir empati kurmasını, sizinle birlikte aynı heyecanı yaşamasını bekleyemez. Hayatın farklı noktalarına doğru yol alıyor olsak da arkadaşlıklarımızdan birbirimizi anlayabileceğimiz ve önemsendiğimizi hissettiğimiz ortak yollar bulmayı bekleriz. Ancak bir türlü ortak noktada kesişemediğim bir arkadaşım var; bu arkadaşım farklı bir şehirde yaşıyor ve hayatının önemli bir geçiş noktasındaydı. Beni gün aşırı arıyordu ve olayları anlatarak fikir ve önerilerimi alıyordu. Hayhay, büyük bir keyif ve dostlukla kendisine o telefon konuşmaları boyunca tüm enerjimi veriyordum. Telefonu onun rahatlamış bir şekilde kapaması beni de mutlu ediyordu. Sonra bir gün fark ettim ki bu arkadaşım sadece ve sadece kendinden bahsediyor, bir gün gaz, öbür gün bel ağrısı, ertesi gün hormonlarımın ayaklanması ile duygusal anlar yaşayan benim hal ve hatırımı doğru düzgün sormuyor, bebekle paylaştığım mutlu anlarla veya endişelerimle ilgili hiç bir şeyi merak dahi etmiyordu. Elbette ki evlilik, çocuk v.s. gibi olayları henüz gündemine almamış arkadaşlardan hiç kimse büyük bir empati kurmasını, sizinle birlikte aynı heyecanı yaşamasını bekleyemez. Ancak her görüşmede (ister telefon, ister bir yerde kahve içme) sadece kendisini anlatan, nasılsın diye dahi sormayan, senin hayatının baş rolünde olan gelişmeleri önemsemeyen biriyle ne kadar sağlıklı bir ilişki yürütülebilir sizce? Hepimiz aile, akraba, arkadaş, iş arkadaşları, komşular ile çevrelenmiş durumdayız. Herkes birbirinden farklı ve bize verdikleri enerji de doğal olarak çok farklı. Bence özellikle hamilelik gibi çok özel bir dönemde kimlerle yola devam edeceğimize net bir şekilde karar verip bunu uygulayabilmeliyiz. Hani mevsim geçişleri bize bahar temizliği fırsatı verir ve eskileri ayıklarız ya, işte bu özel dönemde bize hayatımıza sıkıntı veren, tozlu, negatif insanları ayıklama fırsatı vermeli...

18 Eylül 2014 Perşembe

Hamilelik Göbeği Kamu Malı mı?

Posted by telvin on 01:41 with No comments


Dışarı çıkacağımız zaman, işe gideceğimiz zaman, arkadaşlarımızla buluşacağımız da süslenir, püslenir, giyimimize kuşamımıza özen gösteririz. Çünkü içgüdüsel olarak hepimiz beğenilmek isteriz (özellikle hemcinslerimiz tarafından).

Peki hamile kalınca? Daha doğrusu dördüncü aydan sonra her gün büyüyen bir göbeğe sahip olunca. Bakımlı olmaya devam etmek, kendini iyi hissetmek adına önemini sürdüyor ki; bu ayrı bir blog konusu. Benim bahsettiğim karşı tarafın bakışları. Yolda yürürken, bir yerde otururken gözlerini sizden daha doğrusu göbeğinizden ayırmayan insanlar. Kızsan mı, gururlansan mı yoksa gidip göbeğini o kişinin burnuna dayayıp 'buna mı bakmıştın teyze!' diye çıkışsan mı?

Özellikle karın büyüyünce bu dikkat çelicilerle mutlaka günde birkaç defa karşılaşıyorsunuz. Kaçış yok, tabii kendinizi eve kapamadığınız sürece. Eminim her hamilenin bu minik tacizlere tepkisi farklı oluyordur. Kimisi kamburunu çıkarıp göbeğini kamufle etmeye çalışıyordur ki çok yazık çünkü omuzlarınızı öne doğru eğmek bebeğinizin aşağıda sıkışması ve bel ve sırt ağrısına açık davetiye çıkarmak demek. Kimi ise daha çok gerinerek dolaşıyordur. Ben yavaş ve olabildiğince dik yürümeye çalışıyorum. Özellikle hamile pilatesine başladıktan ve duruş pozisyonunun bebek ve benim için önemini kavradıktan sonra. 

Birde göbeğinizi kamu malı olarak kabul edip, hayatınızda ilk kez karşılaşmanıza rağmen hakkınızda yorum yapanlar, size önerilerde bulunanlar (ki bir tanesi aynen şöyleydi: Ben hamileliğimde her akşam ballı süt içtim, dört buçuk kilo doğurdum, sende öyle yap. demişti biri. Ben de boş bakışlarla karşılamıştım sözlerini. Elbette bebeğimin beslenmesi dünyadaki her şeyden önemli ama bu onu daha karnımdayken bir obez yapmak isteyeceğim anlamına gelmiyor değil mi? ) bir de teklifsizce göbeğinize dokunanlar. Sevdiklerimden, arkadaşlarımdan bahsetmiyorum tabii burada. Hatta bebek tekmelediği zamanlarda yanımda hangi arkadaşım varsa elini tutup kendim koyuyorum, bu çok güzel anları onlarla paylaşmayı çok seviyorum. Ama yine de yabancı insanların bakışlarından, yorumlarından ve en kötüsü dokunmalarından hiç hoşlanmıyorum. Umarım bir gün toplum olarak hamilelerin kamu malı olmadığını öğreniriz.


17 Eylül 2014 Çarşamba

Çift Kişilik Uyuyorum Ben!

Posted by telvin on 06:44 with No comments


Bu sabah eşim erken uyanmama neden oldu ben de kendisine ''neden beni uyutmuyorsun, çift kişilik uyuyorum ben'' dedim. Tabii kandıramadım ve o çift kişilik yemek olmasın, bebek içeride istediği kadar uyuyor zaten dedi. Tamam haklı ama hamileliğin özellikle ilk aylarında neredeyse yatakla yapışık yaşamak istememizin nedenini sadece değişen hormonlara bağlamak büyük haksızlık değil mi? Uyumak ve yine uyumak istiyorum ve biliyorum ki bebeğimle ikimizin buna çok ihtiyacı var. 

Zaten uykuyu seven biri olarak hamilelik, uyku aşkını daha bir artırdı bende. Uyumak isteğimi asla bastıramıyorum, gece saat dokuz olduğunda dahi uykuya dalabilir, sabaha kadar uyuyabilirim. (Tabii sık sık tuvalete gitmek için kalktığım anlar hariç...) Gündüz uykusu derseniz, hafta sonu evde hafta içi iş yerimde hangi ara fırsat bulsam da biraz kestirsem diye fırsat kolluyorum.

Hamilelikte Uyku Pozisyonları

Hamileliğimin henüz dördüncü ayıydı, tatilde gün içinde nasıl yorulduysam artık, göbeğimin izin verdiği son sınırda sağıma iyice yaslanıp uyuyakalmıştım. Bir saat sonra uyandığımda rahmimin acıdığını hissetmiş, en kötüsü de bebeği sıkıştırdım diye çok korkmuştum. 

Hamilelikte genellikle sola yatmanın en iyi pozisyon olduğunu söylüyor uzmanlar. Özellikle ilerleyen aylarda sırtüstü yatmak imkansız ve üstelik anne adayı için zararlı.Eh yüzüstü yatma şıkkını hamile olduğumu öğrendiğim ilk andan itibaren elemiştim zaten. 

Uzun hamilelik gecelerinde uyku için hamile yastığı öneriliyor. Ben almadım, ama göbeğim büyüdüğünden beri en az üç yastıkla uyumayı sürdürüyorum. İnce ve küçük olanı bacaklarımın baldır kısmının arasına sıkıştırıyorum. İnanın ister sağa ister sola dönerek uyuyun, en rahatlatıcı ve dinlendirici olan böyle bir yastığı bacaklarınızın arasına sıkıştırmak. 

Ayrıca kendinizi yorgun hissettiğiniz veya vücudunuz ödem yaptığında da uzmanlar sola yatarak dinlenmeyi öneriyor. Dinlenirken bacaklarınızın arasına bir yastık sıkıştırırsanız hemen rahatladığınızı görebilirsiniz.  

Uyumak, dinlenmek, kendini iyi hissetmek, moralli olmak, çevrenizde pozitif insanların olması, değer verildiğinizi hissetmek, güzel beslenmek hepsi bir hamile için olmazsa olmaz ihtiyaçlar. Kendinizden esirgemeyiniz efendim...